2026 yılının parolası, “Sömürüye, faşist baskı ve zorbalığa karşı diren, örgütlen!” olmalıdır. Çünkü işçi sınıfı kenetlenmiş bir şekilde örgütlü bir güç olarak toplumsal muhalefetin öncüsü haline gelmediği sürece, sömürüyü durdurmanın, faşist baskı ve zorbalığı engellemenin bir yolu bulunmamaktadır. Sınıf saflarında büyüyen öfke ve tepkinin örgütlenmesi, kendini birleşik bir hareket olarak ortaya koymasının başarılması, 2026 yılının temel görevi olarak önümüzde durmaktadır.
2025 yılını sınıfımıza yönelik çok yönlü saldırılarla geride bıraktık. Karşı karşıya kaldığımız sömürü, baskı ve zorbalık katmerlenerek arttı.
Sermaye sınıfı iktidardan aldığı destekle krizin faturasını sırtımıza yükledi. Orta Vadeli Program’la “ekonomiyi rasyonelleştirme” adı altında düşük ücretler, esnek ve güvencesiz çalışma yaygınlaştırıldı. İş cinayetleri artmaya devam ederken, bunların içerisinde MESEM’li çocuk işçiler önemli bir yer tutmaya başladı. Grevler cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile “milli güvenliği bozuyor” denilerek yasaklandı. Sendikalı olan işçiler işten atıldı, hakları için direnen işçilerin karşısına kolluk güçleri çıkartıldı. Sendika temsilcileri tutuklanarak ya da ev hapsi verilerek işçi sınıfına gözdağı verildi.
Bir yandan da sınıfı kontrol altında tutmanın başka bir aracı olarak sendikal bürokrasi iş başında olmaya devam etti. Sendikal bürokrasi geçtiğimiz senelerde olduğu gibi, asgari ücretin belirlenmesinde ve farklı iş kollarındaki sözleşme süreçlerinde sermayenin ve iktidarın politikalarına açık ya da üstü kapalı destek sunarak uğursuz rolünü oynadı. Tüm bu saldırılara rağmen pek çok fabrikada, iş yerinde grevler ve direnişler gerçekleşti, kimi yerlerde kazanımlar elde edildi.
Mücadele eden tüm kesimlere saldırılar arttı…
2025 yılında kadın düşmanı politikalara ve kadın cinayetlerine karşı duran kadınlar, doğanın talan edilmesine karşı mücadele edenler, hayvanların yaşam hakkı için sesini çıkartanlar, eğitim hakkı için mücadele eden öğrenciler, kısacası toplumun mücadeleye yönelen tüm kesimleri saldırılardan paylarına düşeni aldılar. İktidarını korumak için faşist baskı ve zorbalıktan başka seçeneği olmayan AKP-MHP iktidarı, burjuva hukuku dahi ayaklar altına alarak kayyım politikalarını yaygınlaştırdı. Ancak Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ile başlayan süreç beklenmedik bir sonuç yarattı. AKP iktidarının baskı ve sömürü politikalarından bunalan gençler, işçiler ve emekçiler Mart Direnişi’ne imzalarını attılar. İktidarın her geçen gün daha da yükselttiği korku duvarlarında gedikler açtılar.
2026’da saldırıları püskürtebilmek için!..
2026 yılının ilk günlerinde karşımızdaki tablo, AKP-MHP iktidarı ve sermaye sınıfının kendi çıkarları doğrultusunda ve son derece örgütlü bir şekilde hareket ettiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Sendika bürokrasisinin hizmetleriyle birlikte işçi sınıfının mücadelesini olabildiğince kötürümleştirmeyi hedeflemektedir. Attığı her adımla, kendi bekası ile kapitalistler ve emperyalist efendilerinin çıkarlarını korumaya çalışmaktadır.
Tüm baskı ve zorbalığa rağmen işçi direnişleri devam etmektedir. 19 Mart Direnişi’nde olduğu gibi toplumun geniş kesimleri farklı vesilelerle sokağa çıkma iradesi gösterebilmektedir. Kadın eylemlerinde ve pek çok eylemde AKP politikalarına karşıtlık kendisini dışarıya vurmaktadır. Ancak tüm bu eylemler işçi sınıfının ve emekçilerin baskı ve sömürü politikalarını bertaraf etmesine yeterli olamamaktadır. Çünkü sınıfımızın tablosu örgütlü bir güç olmaktan uzak durumdadır. Verilen mücadeleler parçalı gerçekleşmekte, sınıf hareketi dağınık tablosunu aşamamaktadır.
Bu tabloyu değiştirmek için 2026 yılının parolası, “Sömürüye, faşist baskı ve zorbalığa karşı diren, örgütlen!” olmalıdır. Çünkü işçi sınıfı kenetlenmiş bir şekilde örgütlü bir güç olarak toplumsal muhalefetin öncüsü haline gelmediği sürece, sömürüyü durdurmanın, faşist baskı ve zorbalığı engellemenin bir yolu bulunmamaktadır. Sınıf saflarında büyüyen öfke ve tepkinin örgütlenmesi, kendini birleşik bir hareket olarak ortaya koymasının başarılması, 2026 yılının temel görevi olarak önümüzde durmaktadır.