Pazar, Temmuz 26, 2026

1-15 Mayıs 2026

SAYI 079

16-30 Nisan 2026

SAYI 078

1-15 Nisan 2026

SAYI 077

16-31 Mart 2026

SAYI 076

1-15 Mart 2026

SAYI 075

16-31 Ocak 2026

SAYI 072

1-15 Ocak 2026

SAYI 071

1-15 Kasım 2025

SAYI 067

16-31 Ekim 2025

SAYI 066

1-15 Ekim 2025

SAYI 065

1-15 Temmuz 2025

SAYI 059

1-15 Mayıs 2025

SAYI 055

16-30 Nisan 2025

SAYI 054

1-15 Nisan 2025

SAYI 053

16-31 Mart 2025

SAYI 052

1-15 Mart 2025

SAYI 051

1-15 Şubat 2025

SAYI 049

16-31 Ocak 2025

SAYI 048

1-15 Ocak 2025

SAYI 047

1-15 Kasım 2024

SAYI 043

16-31 Ekim 2024

SAYI 042

1-15 Ekim 2024

SAYI 041

1-15 Eylül 2024

SAYI 039

1-15 Temmuz 2024

SAYI 035

1-15 Mayıs 2024

SAYI 032

16-30 Nisan 2024

SAYI 031

1-15 Nisan 2024

SAYI 030

16-31 Mart 2024

SAYI 029

1-15 Mart 2024

SAYI 028

1-15 Şubat 2024

SAYI 026

16-31 Ocak 2024

SAYI 025

1-15 Ocak 2024

SAYI 024

16-31 Ekim 2023

SAYI 019

1-15 Ekim 2023

SAYI 018

1-15 Mayıs 2023

SAYI 009

16-30 Nisan 2023

SAYI 008

1-15 Nisan 2023

SAYI 007

16-31Mart 2023

SAYI 006

1-15 Mart 2023

SAYI 005

1-15 Şubat 2023

SAYI 003

16-31 Ocak 2023

Sayı 002

1-15 Ocak 2023

Sayı 001

KAPAK

“NATO defol!” demeye devam edeceğiz!

Bütün baskılara, yasaklara ve devlet terörüne rağmen zirve boyunca binlerce ilerici, devrimci ve sosyalist gözaltı ve tutuklama tehdidini göze alarak sokaklara çıktı, emperyalist savaş planlarının karşısına “NATO defol!” sloganıyla dikildi. Şimdi görev, bu sesi daha da büyütmek, fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde, okullarda ve meydanlarda “Halkların katili NATO defol” diye haykırmaya devam etmektir.

NATO karşıtı mücadele sorumluluğu

Sonuç olarak, 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilen NATO karşıtı eylemler kitlesellik bakımından sınırlı kalmış olsa da, bütün yasaklara, gözaltılara ve saldırılara rağmen bu eylemlerin gerçekleştirilebilmiş olması son derece anlamlıdır. Bu durum, bu topraklardaki anti-emperyalist mücadele geleneğinin hâlâ canlı olduğunu ve tüm baskılara rağmen varlığını sürdürdüğünü göstermektedir.

NATO zirvesinin bir kez daha gösterdiği gerçek…

Saray rejimi ve temsil ettiği sermaye düzeni, emperyalist efendilerinin çıkarları uğruna dünyayı daha büyük bir yıkıma sürükleyecek savaş politikalarının destekçisi durumundadır. Ülkeyi ABD emperyalizminin savaş arabasına koşmaya hazır olan iktidar, bunun karşılığında ise kendi gerici rejimini tahkim etmeyi hedeflemektedir.

Savaşa değil emekçilere bütçe!

İşçi ve emekçiler olarak, kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini ve emeğimizi savunmak için, NATO’ya ve savaş bütçelerine karşı çıkalım. Dünya çapında ve özellikle yanı başımızda Ortadoğu’da yeni savaş hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın!” talebiyle birlikte “Savaşa değil, emekçiye bütçe”, “eğitime bütçe” ve “sağlığa bütçe” taleplerini güçlü bir şekilde yükseltelim

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-3

Öncü işçiler, anti-emperyalizmi her zaman sınıf mücadelesi perspektifiyle ele almak zorundadır. Emperyalist sistem, dünya çapında örgütlenmiş kapitalist bir sistemdir ve her ülkedeki dayanağı o ülkenin sermaye sınıfıdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı mücadele, işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü mücadeleden bağımsız düşünülemez. Bu bağ kurulmadığında, anti-emperyalizm sadece içi boş bir slogana dönüşür.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş

Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1

“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”