“Yenilmez görünen, ancak Çin Devrimi’nin büyük önderi Mao’nun da ifade ettiği gibi, aslında kâğıttan bir kaplan kadar kırılgan olan emperyalizmi ve onun savaş ile saldırı politikalarını durdurabilecek tek güç, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların birleşik mücadelesidir.”
Tüm bu saldırılara rağmen işçi sınıfı içinde öne çıkan mücadeleci işçiler, yapılacak çok şey olduğunu gösteriyor. Kormetal’de yaşanan işten atma saldırısı karşısında fabrika önüne giderek arkadaşlarına seslenen işçinin dediği gibi: “Emeğiyle tüm zenginlikleri yaratanlar kurbanlık koyun değildir. Usulca bıçağın altına kelleyi koymak kaderimiz değildir.”
Sonuç olarak “uluslararası hukuk” emperyalistlerin haydutluğunu durdurmaz, en fazla onların kendi iç çelişki ve çatışmalarını yönetmeye yarar. Bu nedenle ezilen halklar, işçi sınıfı ve emekçiler için gerçek güvence hukuki metinler değil, kendi güçleri ve örgütlülükleridir. Dizginlerinden boşanan emperyalist barbarlık karşısında işçi sınıfı, kendi tarihsel gücüne güvenmek zorundadır. Emperyalizme karşı mücadele, hukuka sığınarak değil, barbarlığı olanaklı kılan sömürü düzenini ortadan kaldırmayı hedefleyerek başarıya ulaşabilir.
Ortadoğu halkları kendi kaderlerini kendileri tayin etmelidir. IŞİD artığı HTŞ’ye yapılan tüm yardımlar derhal kesilmelidir. ABD emperyalizminin güdümünde, sermaye sınıfının çıkarları ve iktidarın gerici ideolojisi doğrultusunda yürütülen saldırgan dış politikaya dur denilmelidir.
İşçi demokrasisinin, burjuva demokrasisinden binlerce kat daha demokratik ve üstün olduğu gerçeği gerek Paris Komünü deneyimi gerekse 1917 Ekim Devrimi’yle somut olarak doğrulanmıştır.
Kapitalist düzende üretim araçlarıyla birlikte devlet de burjuvaziye aittir. Dolayısıyla bu düzende “eşitlik”, “özgürlük” ve “demokrasi” gibi kavramlar, üretim araçlarının özel mülkiyetinin burjuvaziye ait olduğu ve bununla birlikte siyasal iktidarın da ona ait olduğu gerçeğini gizlemeye yarar.
İşçi sınıfının kendi mücadelesiyle elde ettiği oy hakkı, yasalar önünde eşitlik, biçimsel seçilme hakkı gibi kazanımlar da siyasal iktidarın gerçek niteliği konusunda yanılsamalara yol açtı. Burjuvazi önce zorla kabul etmek zorunda kaldığı bu hakları, sonrasında sömürü düzenini geniş kitlelere onaylatmanın aracına çevirdi. Bu da işçi sınıfı ve emekçilerin, üretim araçlarına sahip olan kapitalistlerin siyasal iktidarın da esas sahibi olduğu ve devlet denilen mekanizmanın onlara hizmet ettiği gerçeğini kavramasını zorlaştırdı.