Onlar, bir halkın bilinci ve umudu oldular
Eylemler, direnişler, boykotlar, grevler birbirini izlerken Denizler’i bir adım öne çıkaran ise yürüttükleri mücadele içinde tüm bu yaşananların bir düzen sorunu olduğunu ve çözümünün ancak bu düzenin yıkılmasından geçtiğini kavramaları oldu.
“Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam!”
Kapitalizm, bir sömürü, baskı ve zorbalık düzenidir. Ve 1 Mayıs, bu insanlık dışı düzene karşı işçi sınıfının eşit ve özgür bir dünyanın tek temsilcisi olduğunu dosta, düşmana hatırlattığı gündür. Dünyanın dört bir yanında iki sınıfın karşı karşıya geldiği bu büyük günde Türkiye işçi sınıfı da 1976 yılında gerçekleştirdiği o görkemli çıkışın ruhuyla bir kez daha meydanlarda olmalıdır/olacaktır.
‘89 eylemleri: İşçilerin baharı
Bahar Eylemleri ise aradan geçen zamana rağmen izlenmesi gereken yolu göstermeye devam etmektedir. Yapılması gereken, dünün dersleri ile sınıf hareketini yeniden toplum çapında etkin bir güç haline getirmeyi başarmaktır.
İran Devrimi nasıl gerçekleşti?
Şah Rıza Pehlevi, 16 Ocak 1979’da İran’dan kaçtı. Görevlerini İran Vekâlet Konseyi’ne ve Başbakan Şapur Bahtiyar’a bıraktı. 11 Şubat 1979’da İran ordusu tarafsızlığını ilan etti. Şah kaçmayı başarsa da rejimi tarihin çöplüğüne atıldı. İran Devrimi, en zorba rejimlerin bile halkın isyanı ve işçi sınıfının şalteri indirerek isyana katılmasıyla yıkılabileceğini kanıtlamıştır.
“İdama gidiyorum. Benimle gurur duymalısın!”
Sukacidis, infaza yürürken babasına “Benimle gurur duymalısın!” diyordu. Ama onunla ve aynı duvarın dibinde, “yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven” yoldaşlarının kararlı duruşlarıyla gururlanan sadece bu 200 komünistin aileleri değildi. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları da onlarla gurur duyuyor...
8 Mart kutlamasının fitilini yaktığı devrim: 1917 Şubat Devrimi
“Kadın işçilerin 8 Mart’ı grevle karşılama kararlılığıyla başlayan Şubat Devrimi, sömürünün ve yoksulluğun en yoğun yaşandığı alanlardan yükseldi. Kadınlar yalnızca kendi taleplerini yükseltmekle kalmadılar, bütün bir düzeni sorgulamanın önünü açtılar. Çarlığın yıkılması, kitlelerin siyasal özne haline gelmesi ve Sovyetler’in ortaya çıkışı, işçi sınıfının iktidara yürüyüşünün ilk büyük adımıydı. Bu adım, ekmek isteyen, savaşa hayır diyen ve yaşamlarını savunmak için sokağa çıkan kadın işçilerin eylemiyle atılmıştı.”
TARİH / Tüm Yazılar
KAPAK
Halkların katli NATO DEFOL!
“İnsanca bir yaşam, onurlu bir gelecek isteyen işçi sınıfının insanlığın düşmanı emperyalist haydutların savaş planlarına seyirci kalması düşünülemez. Haydutların savaş ve yıkım planlarını bozguna uğratmak, bir savaş makinesi olarak insanlığın celladı haline getirdikleri NATO’yu dağıtmak için harekete geçmek işçi sınıfı için acil ve ertelenemez bir sorumluluktur. “
Kapitalizm bölücüdür!
Sömürü, savaş ve zorbalık düzeninin tepesinde oturanlar artık eskisi gibi yönetemiyorlar ve bundan sonra da yönetemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Dahası yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemediklerini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmeye başlıyorlar. Alttan alta o “kudretli” iktidar sahiplerinin saraylarını başlarına yıkacak bir mücadele mayalanıyor. “Vatansever” kılıklı faşist zihniyetler ise tarihin her evresinde böyle dönemlerin en kullanışlı aparatları oldular.
Sınırlara hücum etmek…
İşçi hareketinin yıllardır içine düşürüldüğü cendereden çıkması, sermayenin, sendika bürokrasisinin ve iktidarın oluşturduğu şer üçgeninin varlığına rağmen ayakları üzerinde durup kendine çizilen sınırları aşması, ona önderlik iddiasında olanların önce kendi sınırlarını aşmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Öncü ve devrimci işçiler, kendi sınırlarına hücum etmeden ve sınıfı örgütleme çabasını kendi örgütlülük düzeylerini ve eylem kapasitelerini geliştirme çabasıyla birleştirmeden sınıf hareketinin sorunlarını aşması için gerekli kapasite ortaya çıkamaz.
Şiddeti düzen üretiyor!
Şiddeti engellemek, şiddetten beslenen ve onu sürekli üreten bu sömürü düzenine karşı işçi ve emekçilerin mücadelesini yükseltmekle mümkündür. Çocuklarımızı korumak ve onlara yaşanabilir bir gelecek sunmanın başka bir yolu yoktur.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-3
Öncü işçiler, anti-emperyalizmi her zaman sınıf mücadelesi perspektifiyle ele almak zorundadır. Emperyalist sistem, dünya çapında örgütlenmiş kapitalist bir sistemdir ve her ülkedeki dayanağı o ülkenin sermaye sınıfıdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı mücadele, işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü mücadeleden bağımsız düşünülemez. Bu bağ kurulmadığında, anti-emperyalizm sadece içi boş bir slogana dönüşür.
Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş
Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.
Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1
“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”