Cumartesi, Nisan 18, 2026

İran Devrimi nasıl gerçekleşti?

Şah Rıza Pehlevi, 16 Ocak 1979’da İran’dan kaçtı. Görevlerini İran Vekâlet Konseyi’ne ve Başbakan Şapur Bahtiyar’a bıraktı. 11 Şubat 1979’da İran ordusu tarafsızlığını ilan etti. Şah kaçmayı başarsa da rejimi tarihin çöplüğüne atıldı. İran Devrimi, en zorba rejimlerin bile halkın isyanı ve işçi sınıfının şalteri indirerek isyana katılmasıyla yıkılabileceğini kanıtlamıştır.

“İdama gidiyorum. Benimle gurur duymalısın!”

Sukacidis, infaza yürürken babasına “Benimle gurur duymalısın!” diyordu. Ama onunla ve aynı duvarın dibinde, “yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven” yoldaşlarının kararlı duruşlarıyla gururlanan sadece bu 200 komünistin aileleri değildi. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları da onlarla gurur duyuyor...

8 Mart kutlamasının fitilini yaktığı devrim: 1917 Şubat Devrimi

“Kadın işçilerin 8 Mart’ı grevle karşılama kararlılığıyla başlayan Şubat Devrimi, sömürünün ve yoksulluğun en yoğun yaşandığı alanlardan yükseldi. Kadınlar yalnızca kendi taleplerini yükseltmekle kalmadılar, bütün bir düzeni sorgulamanın önünü açtılar. Çarlığın yıkılması, kitlelerin siyasal özne haline gelmesi ve Sovyetler’in ortaya çıkışı, işçi sınıfının iktidara yürüyüşünün ilk büyük adımıydı. Bu adım, ekmek isteyen, savaşa hayır diyen ve yaşamlarını savunmak için sokağa çıkan kadın işçilerin eylemiyle atılmıştı.”

Stalingrad’dan bugüne… Emperyalizm yenilmez değildir!

Stalingrad, 83. yılında bize bir kez daha hatırlatmaktadır: İşçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar emperyalist saldırganlık karşısında güçsüz ve çaresiz değildir.

Latin Amerika’nın devrimci damarı

“Her şeye rağmen Latin Amerika halkları yoksulluğun son bulduğu eşit bir yaşam özlemiyle mücadele etmeye devam ediyorlar. Bu özlemin karşılığı bulması ise, 77 yıl önce Küba’nın açtığı yoldan ilerlemekten, emperyalist-kapitalist sömürü düzeni ile tüm bağları koparmaktan, işçi sınıfı ve tüm ezilenlerin iktidarını kurmaktan geçiyor.”

Zonguldak madenci yürüyüşü 35. yılında…

“Zonguldak direnişi, ‘70’li yıllarda kitleselleşen ve siyasal bir içerik kazanan işçi sınıfı mücadelesinin, 1980 faşist darbesinin ardından yeniden toparlanma çabalarının doruk noktası olarak yaşandı. Mengen barikatlarından geri dönülmek zorunda kalınması ise işçi hareketinin yaşadığı gerilemenin, ucu bugünlere uzanan kapsamlı yıkım saldırılarının önünü açmış oldu.”

TARİH / Tüm Yazılar

Dünyayı sarsan DEVRİM

İşçiler yönetirse…

Fatsa’nın fikri…

Bu pazar Kanlı Pazar…

İşçiler yönetirse…

KAPAK

Haydi 1 Mayıs’a!

Gün, emperyalist savaşa ve kapitalist sömürüye karşı mücadeleyi büyütme günüdür. Alanları ve meydanları taleplerimizle zapt etme, sermaye sınıfına gücümüzü gösterme zamanıdır. Gün; sınıf kavgasını güçlendirme, 1 Mayıs’ın sönmeyen ateşini harlama günüdür. Fabrikalardan, sanayi bölgelerinden, emekçi mahallelerinden meydanlara akmanın şimdi tam zamanıdır. Haydi 1 Mayıs’a!

Omuz omuza 1 Mayıs’a!

İşçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta, krizin faturasına olduğu kadar demokratik hak ve özgürlüklerimize karşı yapılan saldırılara karşı da alanları doldurmalıyız. Taleplerimizi haykırmalı, kölece çalışma ve yaşam koşullarına karşı sermaye düzeninin karşısına çıkmalıyız. Ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyduğumuz demokratik haklarımıza ve özgürlüklerimize sahip çıktığımızı göstermeli, Saray iktidarının etrafımıza örmeye çalıştığı duvarları omuz omuza verip yıkmalıyız.

Yaklaşan 1 Mayıs için öncü işçiye notlar…

Üretim alanında örgütlenmeyen bir güç, mücadeleyi ileriye taşıyamaz. Bu yüzden mesele yalnızca 1 Mayıs günü alanlarda olmak değildir. O güne kadar fabrikalarda kurulan ilişkilerle, oluşturulan birliklerle ve yükseltilen taleplerle alanlara gitmektir. 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının kendi gücünü büyüttüğü ve örgütlülüğünü daha ileriye taşıdığı bir mücadele dönemine çevirmektir.

Tutmayan hedefler, bahaneler ve fatura

İktidara ve onun hizmet ettiği yerli ve yabancı tekellere, onların baskı ve sömürü düzenine karşı işçi sınıfının birleşik mücadelesi örgütlenmeden, programıyla birlikte bizzat kendileri çöpe atılmadan, işçi sınıfı ve emekçilerin içinde bulunduğu cendereden çıkmak şansı yoktur. TCMB’nin mektubunun bir kez daha teyit ettiği acı gerçek budur.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-3

Öncü işçiler, anti-emperyalizmi her zaman sınıf mücadelesi perspektifiyle ele almak zorundadır. Emperyalist sistem, dünya çapında örgütlenmiş kapitalist bir sistemdir ve her ülkedeki dayanağı o ülkenin sermaye sınıfıdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı mücadele, işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü mücadeleden bağımsız düşünülemez. Bu bağ kurulmadığında, anti-emperyalizm sadece içi boş bir slogana dönüşür.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş

Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1

“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”

16-31 Mart 2026

SAYI 076