Açlık ve çeliğin arasında…
2026 yılından 1932’ye baktığımızda, manzara çok mu değişti? Bir gökdelenin tepesinde ya da bir madenin derinliklerinde aynı kaderi yaşamaya devam etmiyor muyuz gerçekten? Bugünün “Lunch atop a Skyscraper” karesini çekmek istesek, o kirişin üzerine kimi oturturduk mesela?
Balyoz sesinden notalara…
Şimdi kulaklarınızı raylara yaslayın ve dinleyin; 100 yıl öncesinden gelen o vagon seslerinin arasında hala aynı davet yankılanıyor: Hoş geldin 1 Mayıs, hoş geldin ey özgürlük!
“23 sentlik asker”
Nazım’ın Kore’ye dair şiirleri yalnızca bir dönemin değil, bir düzenin eleştirisidir. O düzen, Amerikan çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı, açgözlü bir sermaye sınıfı tarafından bugün de sürdürülmekte ve itiraz edenler hâlâ “vatan hainliği” ile suçlanmaya devam edilmektedir.
Acıyı bal eylemek…
1963’te İstanbul İstinye’deki Kavel Kablo Fabrikası işçilerinin grevi, Türkiye işçi sınıfı tarihinde bir dönüm noktasıydı. Grevin yasak olduğu bir dönemde Kavel işçileri, fiili ve meşru mücadeleleriyle grev hakkının önünü açtılar. Kendini her zaman bir işçi olarak gören ve şiirlerinde buna vurgu yapan Hasan Hüseyin, bu grevden büyük bir coşku duydu. “Kavel” şiirini yazdı ve yayımlanan ilk kitabına bu adı verdi.
“Maden”: Alın teri kömür karasına karışanların hikayesi
Maden filmi, devrimci bir işçi olan İlyas’ın, diğer işçileri kölece çalışma ve yaşam koşullarına ve patronla iş birliği içindeki sendikal bürokrasiye karşı birleştirme çabasını konu alır.
“Kâğıt, kurşun ve basımevi kokusuyla” İlhan Erdost!
7 Kasım 1980’de katledildi İlhan Erdost. 12 Eylül faşist darbesinin hemen ardından yasaklanacak, yok edilecekler listesindeydi. Ödediği ağır bedel ve kısacık ömründe “kağıt, kurşun ve basımevi kokusuyla” abisiyle birlikte topluma kazandırdıkları eserler unutulmayacak...
KÜLTÜR SANAT / Tüm Yazılar
KAPAK
Halkların katli NATO DEFOL!
“İnsanca bir yaşam, onurlu bir gelecek isteyen işçi sınıfının insanlığın düşmanı emperyalist haydutların savaş planlarına seyirci kalması düşünülemez. Haydutların savaş ve yıkım planlarını bozguna uğratmak, bir savaş makinesi olarak insanlığın celladı haline getirdikleri NATO’yu dağıtmak için harekete geçmek işçi sınıfı için acil ve ertelenemez bir sorumluluktur. “
Kapitalizm bölücüdür!
Sömürü, savaş ve zorbalık düzeninin tepesinde oturanlar artık eskisi gibi yönetemiyorlar ve bundan sonra da yönetemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Dahası yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemediklerini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmeye başlıyorlar. Alttan alta o “kudretli” iktidar sahiplerinin saraylarını başlarına yıkacak bir mücadele mayalanıyor. “Vatansever” kılıklı faşist zihniyetler ise tarihin her evresinde böyle dönemlerin en kullanışlı aparatları oldular.
Sınırlara hücum etmek…
İşçi hareketinin yıllardır içine düşürüldüğü cendereden çıkması, sermayenin, sendika bürokrasisinin ve iktidarın oluşturduğu şer üçgeninin varlığına rağmen ayakları üzerinde durup kendine çizilen sınırları aşması, ona önderlik iddiasında olanların önce kendi sınırlarını aşmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Öncü ve devrimci işçiler, kendi sınırlarına hücum etmeden ve sınıfı örgütleme çabasını kendi örgütlülük düzeylerini ve eylem kapasitelerini geliştirme çabasıyla birleştirmeden sınıf hareketinin sorunlarını aşması için gerekli kapasite ortaya çıkamaz.
Şiddeti düzen üretiyor!
Şiddeti engellemek, şiddetten beslenen ve onu sürekli üreten bu sömürü düzenine karşı işçi ve emekçilerin mücadelesini yükseltmekle mümkündür. Çocuklarımızı korumak ve onlara yaşanabilir bir gelecek sunmanın başka bir yolu yoktur.

Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-3
Öncü işçiler, anti-emperyalizmi her zaman sınıf mücadelesi perspektifiyle ele almak zorundadır. Emperyalist sistem, dünya çapında örgütlenmiş kapitalist bir sistemdir ve her ülkedeki dayanağı o ülkenin sermaye sınıfıdır. Dolayısıyla emperyalizme karşı mücadele, işçi sınıfının kendi burjuvazisine karşı yürüttüğü mücadeleden bağımsız düşünülemez. Bu bağ kurulmadığında, anti-emperyalizm sadece içi boş bir slogana dönüşür.
Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-2 Emperyalizm ve savaş
Her türlü savaşa karşı çıkmak, sınıflı bir toplumda yaşadığımız gerçeğini ve işçi sınıfının verdiği en büyük savaşın sınıf savaşı olduğunu göz ardı etmek anlamına gelir. Bu tutum, işçi sınıfının kapitalist düzene karşı son derece haklı olan mücadele ve savaş hakkını da reddetmek demektir. Bu ise insanlığın kurtuluşuna set çekmekten, bu kölece düzene boyun eğmekten, emperyalist-kapitalist sistemin dünyayı felaketlere sürüklemesine seyirci kalmaktan başka bir anlama gelmez.
Emperyalizm ve anti-emperyalist mücadele-1
“Emperyalizm, kapitalist sistemin zorunlu olarak vardığı bir üst aşamadır. Saldırgan ve yayılmacı bir dış politika tercihi değildir. Can çekişen kapitalizmin ömrünü uzatabilmek için, sistemin iç çelişkilerinin ürünü olan krizlerini dünya ölçeğine yayarak yönetme biçimidir.”