
2025’in grev, direniş ve isyanları, daha da yaygınlaşma ve toplumsal mücadele hattına dönüşme potansiyelini ortaya koymuş bulunuyor. 2026 yılı, kriz koşullarının daha çok sorgulanacağı, sınıf çelişkilerinin daha da sertleşeceği ve emekçilerin geleceklerini belirleme arayışlarının güçleneceği bir yıl olma eğilimine işaret ediyor. Bu ise aynı zamanda devrimci olanakların belirginleşip artacağı anlamına geliyor.
2025’te dünya genelinde grevler, direnişler, isyanlar ve kitlesel protestolar farklı ülke ve bölgelerde değişik biçimler alsa da ortak nedenler etrafında yoğunlaştı. Avrupa’da özellikle Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Yunanistan’da ücretler, emeklilik reformları ve sosyal hak gaspları nedeniyle ulaşım, enerji, sağlık ve kamu sektörlerinde uzun süreli grevler yaşandı. Doğu Avrupa’da ise savaş politikalarının ekonomik yükü, hayat pahalılığı, demokratik hak ve özgürlüklere saldırılar, protestolara daha siyasal bir nitelik kazandırdı. ABD’de otomotiv, lojistik, eğitim ve sağlık alanlarında büyük grevler dikkat çekerken, sendikal mücadele yeniden güç kazandı. Barınma krizi, ücret eşitsizliği ve sosyal güvencesizliğe karşı talepler yükseltildi. Kanada’da kamu çalışanlarının grevleri yaygınlaştı.
Latin Amerika, sert toplumsal patlamaların yaşandığı bölgelerden biri oldu. Arjantin, Şili, Peru, Kolombiya ve Ekvador’da kemer sıkma politikaları, özelleştirmeler ve siyasal krizler, genel grevlere ve uzun süreli ayaklanmalara yol açtı. Bu ülkelerde devlet şiddeti, olağanüstü hâl uygulamaları ve baskı politikaları sıradanlaştı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ise yüksek işsizlik, gıda fiyatlarındaki artış ve otoriter rejimler, grevler ve sokak eylemlerinin temel nedenleri oldu. Mısır, Tunus, İran, Irak ve Lübnan’da emek mücadeleleri siyasal muhalefetle iç içe geçti. Filistin’de savaş ve işgal toplumsal direnişi sürekli kıldı.
Sahra Altı Afrika’nın birçok ülkesinde enerji, yakıt ve gıda krizleri kitlesel protestolara yol açtı. Nijerya, Kenya, Senegal ve Güney Afrika’da grevler, yolsuzluk karşıtı eylemler ve kamu hizmetlerinin çöküşüne yönelik isyanlar öne çıktı. Güney Asya ülkelerinden Hindistan, Bangladeş, Sri Lanka’da grevler ve köylü protestoları yaygınlaşırken, Doğu ve Güneydoğu Asya’da düşük ücretler, uzun çalışma saatleri ve sendikal baskılar direnişleri tetikledi. Çin’in farklı bölgelerinde özellikle inşaat, fabrika ve altyapı projelerinde çalışan işçiler, ödenmemiş ücretlerini ve gasp edilen haklarını savunmak için protestolar düzenlediler. Güney Kore ve Japonya’da ise sendikal eylemler yeniden güç kazandı.
Toplam tablo, 2026’da sistemin çok yönlü krizinin daha da derinleşeceğini, emek-sermaye çelişkisinin daha sertleşeceğini gösteriyor. Kapitalist sistem, savaşlar, yoksulluk, ekolojik yıkım ve otoriterlik üreterek ayakta kalmaya çalışırken, emekçi sınıfların çalışma ve yaşam koşulları daha da ağırlaşacak. Sermaye iktidarları baskı ve zorbalığı tırmandırarak düzeni korumaya yönelirken, bu saldırganlık meşruiyet krizini derinleştirecek.
2025’in grev, direniş ve isyanları, daha da yaygınlaşma ve toplumsal mücadele hattına dönüşme potansiyelini ortaya koymuş bulunuyor. 2026 yılı, kriz koşullarının daha çok sorgulanacağı, sınıf çelişkilerinin daha da sertleşeceği ve emekçilerin geleceklerini belirleme arayışlarının güçleneceği bir yıl olma eğilimine işaret ediyor. Bu ise aynı zamanda devrimci olanakların belirginleşip artacağı anlamına geliyor.


