Suçluların cezalandırılması elbette gereklidir. Ancak bu suçların üzerinde yükseldiği ve onları besleyen emperyalist-kapitalist düzen yıkılmadan, sınıflar arası eşitsizlik ve buna dayalı sömürü düzeni ortadan kaldırılmadan insanlık bu çürümeden kurtarılmaz. Epstein Adası’ndan yükselen çocuk çığlıkları, işçi sınıfını bu lanetli düzeni yıkmaya çağırıyor.
Amerikalı milyarder Epstein’in kurduğu suç imparatorluğuna dair belgelerin açıklanmaya başlanması birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Henüz küçük bir kısmı erişime açılmış olsa da, ortaya çıkan tablo, nasıl bir dünyada yaşadığımızı göstermeye yetiyor. Çocuk istismarı, insan kaçakçılığı, fuhuş, cinayet, hatta yamyamlık iddiaları… Ve bu suçların işlenmesini, faillerin korunmasını sağlayan, ülke liderlerinden krallara, Körfez şeyhlerinden multi milyarderlere uzanan iğrenç bir çıkar şebekesi…
Ortaya dökülen tablo son derece vahim ve çarpıcıdır. Ancak asla şaşırtıcı değildir. Bu suçların kaynağında yalnızca rayından çıkmış bir grup güçlü ve zengin insanın sapkınlığının bulunduğunu düşünmek ise son derece yanıltıcıdır. Esas yoğunlaşılması gereken mesele bireysel sapkınlık değil, bu sapkınlığa da yol veren gücün, servetin ve dokunulmazlığın sınıfsal karakteridir. Epstein’in yıllarca faaliyet gösterebilmesi, 2007’de aldığı mahkûmiyete rağmen böyle bir ağı inşa edip onu koruyabilmesi, bu türden oluşumların sistem için taşıdığı muazzam öneminden gelmektedir.
Epstein belgelerinin dışa vurduğu karanlık tablo, emperyalist-kapitalist sistemdeki çürümenin boyutlarının, işlediği ve işleyebileceği suçların yalın bir göstergesidir. Bu nefretlik suçların tarihi insanlık tarihi kadar eski olsa da, 21. yüzyılın ortasında, her şeyin denetlendiğinin iddia edildiği bir çağda, böylesi bir ağın yıllarca “bilinen bir sır” olarak varlığını sürdürebilmesi rastlantı değildir. Dosyalarda devlet başkanlarının, kraliyet mensuplarının, teknoloji devlerinin ve küresel sermaye çevrelerinin isimlerinin geçmesi, koruma mekanizmasının boyutunu göstermektedir.
Bu nedenle meseleyi komplo teorilerine, gizli tarikat anlatılarına ya da birkaç “insanlıktan çıkmış” zengine indirgemek, asıl sorumluyu görünmez kılar. Karşımızda gizemli bir örgüt yoktur. Dünya ölçeğinde iktidarı ve serveti elinde tutan sınıfın yarattığı bir düzen, bu düzenin efendilerinin ta kendisi vardır.
İşçi sınıfı ve emekçiler, kendilerine reva görülen baskı ve sömürünün kapalı kapılar ardında hangi biçimlere bürünebildiğini artık görmek zorundadır.
Her gün kadınların ve çocukların öldürüldüğü, kayıpların aydınlatılmadığı, dini vakıflarda ortaya çıkan istismar vakalarının örtbas edildiği bir ülkede yaşayan bizler için bu çürüme yabancı değildir. Deprem sonrası çocukları kaybolan ailelerin “Çocuklarımız nerede?” diye kapı kapı dolaştığı, kayıp iddialarının araştırılmasının engellendiği bir yerde, benzer şebekelerin varlığını düşünmek için de bu belgeleri beklemek gerekmiyordu.
Sonuç olarak; sapkın bir grubun ifşa edilmiş olması tek başına hiçbir şeyi çözmez. Bu sistemin hüküm sürdüğü her yerde benzer suçların işlendiği ve işleneceği açıktır. Elbette her kapitalist ya da her siyasetçi bu suçların faili değildir. Ancak bu suçların ortaya çıktığı zemini yaratan, koruyan ve yeniden üreten onların düzenidir. Epstein Adası bu büyük suç denizinin yalnızca bir parçasıdır. Ve bu suç denizinde yalnızca çocuklar istismar edilmez; asıl olarak dünyanın geleceğine, emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda yön verilmeye çalışılır.
Suçluların cezalandırılması elbette gereklidir. Ancak bu suçların üzerinde yükseldiği ve onları besleyen emperyalist-kapitalist düzen yıkılmadan, sınıflar arası eşitsizlik ve buna dayalı sömürü düzeni ortadan kaldırılmadan insanlık bu çürümeden kurtarılmaz.
Epstein Adası’ndan yükselen çocuk çığlıkları, işçi sınıfını bu lanetli düzeni yıkmaya çağırıyor.
