Bataklıkta yaşayan bataklıkta ölür!

Yıllarca yandaş medya bataklığında yaşamaya alışmış olanların korkusu ise, kullanışlılığını kaybetmiş her aparat gibi “çöpe atılma” korkusundan kaynaklanmaktadır. Bu hezeyanların bir işe yarayıp yaramayacağını zaman gösterecektir. Ama işçi ve emekçiler açısından akılda tutulması gereken, sermaye medyasının bir bataklıktan ibaret olduğudur. Bu bataklıkta yaşayanların sonu ise her zaman aynı bataklıkta ölmek olacaktır.

Son günlerde yandaş medyanın önde gelen figürleri arasında hararetli bir tartışma yaşanıyor.

Tartışmanın fitilini, yanardönerliğiyle ünlü Hürriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Hakan ateşledi. AKP milletvekillerinin meclis performansını överek, bu vekillerin medyada daha fazla yer alması gerektiğini belirtti. İktidar politikalarını savunmanın gazetecilere bırakılamayacak kadar “ciddi” bir iş olduğunu söyledi. Onu, 15 Temmuz gecesi Erdoğan’la yaptığı FaceTime görüşmesiyle “ünlenen” Hande Fırat izledi. Fırat, sanki kendisi bu tavrın en önemli temsilcilerinden biri değilmiş gibi “Gazeteci, siyasi parti sözcüsüne dönüşüyor” diye yakındı. Bu tartışmalara, yandaş gazeteciliğin diğer simge isimlerinden gelen tepkiler de gecikmedi.

Bu gazetecilik anlayışının en uç ve lümpen temsilcilerinden biri olan Zafer Şahin, Ahmet Hakan ve Hande Fırat’a ağzına geleni söyleyerek, artık CNN Türk’e çıkmayacağını açıkladı. Zaman zaman yaptığı çıkışlarla iktidara karşıymış gibi görünen Şamil Tayyar’ın Fırat ve Ahmet Hakan’a verdiği ayarla tablo tamamlandı.

Bu tartışmanın, Habertürk genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un kamuoyuna yansıyan skandallarının yarattığı baskıyla ortaya çıktığı izlenimi yaratıldı. Ancak esas nedenin, Erdoğan’ın yandaş medyayı başarısız bulup, milletvekillerine daha fazla ekrana çıkma talimatı vermesi olduğu kısa zamanda anlaşıldı. Bu tartışmalarla medyanın içinde bulunduğu çürüme bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu.

Medya, bu düzenin en önemli aygıtlarından biridir. Kapitalist sömürü düzeninin kutsanması ve geniş kitlelerin bilincinin şekillendirilmesi açısından benzersiz bir işleve sahiptir. Sağ ya da sol görünümlü, iktidara yakın ya da muhalif olsun, büyük medya organlarının neredeyse tamamı büyük sermaye gruplarının elindedir. “Sahibinin sesi” olan yandaş medya, aynı zamanda iktidarın kirli, kanlı ve mafyatik ilişkilerini örtmenin, lüks ve şatafat düşkünlüklerini gizlemenin, gerçekleri çarpıtmanın aracı olarak kullanılır.

Bu medya düzeni, iktidarın ve sermayenin çıkarlarını emekçilerin çıkarıymış gibi sunar. Bu nedenle işçi sınıfının ve emekçilerin hak mücadeleleri, talepleri ve direnişleri, özel siyasi hesaplara hizmet etmediği sürece büyük medya organlarında ya hiç yer bulmaz ya da çarpıtılarak verilir. Bu medya düzeninin dışında kalan devrimci ve sosyalist basın üzerindeki baskı ve zorbalık ise kesintisiz olarak sürdürülür.

Yıllarca yandaş medya bataklığında yaşamaya alışmış olanların korkusu ise, kullanışlılığını kaybetmiş her aparat gibi “çöpe atılma” korkusundan kaynaklanmaktadır. Bu hezeyanların bir işe yarayıp yaramayacağını zaman gösterecektir. Ama işçi ve emekçiler açısından akılda tutulması gereken, sermaye medyasının bir bataklıktan ibaret olduğudur. Bu bataklıkta yaşayanların sonu ise her zaman aynı bataklıkta ölmek olacaktır.