Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin, hemen yanı başında yaşanan ve kardeş halkları hedef alan bu yıkımdan hiçbir çıkarı yoktur. Dahası, AKP iktidarının bu savaş politikalarının suç ortağı olduğu koşullarda, Türkiyeli işçi ve emekçiler de bu saldırganlıktan ekonomik ve sosyal olarak doğrudan etkilenmektedir.
On yıllardır savaş, şiddet ve katliamlarla kan gölüne çevrilen Ortadoğu’da bugün çatışmaların merkezinde Suriye bulunuyor. Etnik, dinsel ve mezhepsel açıdan çok kültürlü bir yapıya sahip olan Suriye, geçtiğimiz yıl 8 Aralık’ta yönetimi ele geçiren cihatçı-gerici HTŞ ve ona bağlı çeteler eliyle yeniden şekillendiriliyor.
Kendisi dışındakilere yaşam hakkı tanımayan bu cihatçı yapılar, iktidara geldikleri andan itibaren önce Alevilere, ardından Dürzilere ve Hristiyanlara yönelik sistematik saldırılar gerçekleştirdiler. “Kâfir” olarak tanımladıkları ya da kendilerine biat etmeyen etnik ve inanç gruplarını hedef alan bu barbar güçler, bugün saldırılarını Kürt halkına yöneltmiş durumdalar.
2011 yılında Tunus’ta başlayıp tüm bölgeye yayılan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan halk isyanlarının Suriye’deki etkisi sınırlı kaldı. Devreye giren emperyalist güçler Suriye’nin parçalanması, halkların etnik, dinsel ve mezhepsel temelde bölünmesi için gerici kışkırtmalar örgütlediler. 80 farklı ülkeden devşirilen cihatçı çetelerin bölgeye taşınmasının önü açıldı. Körfez şeyhlerinin mali desteği ve Türk sermaye devletinin sağladığı imkânlarla bu çeteler beslenip eğitildiler ve silahlandırıldılar.
Bugün HTŞ adıyla bilinen El Nusra çetesi de bu süreçte ABD tarafından sahaya sürülen yapılardan biridir. El-Kaide’den koparak önce El Nusra, ardından HTŞ adını alan bu yapı, IŞİD ve El-Kaide’den ideolojik olarak hiçbir farklılık taşımamasına rağmen “ılımlı” gösterilmeye çalışıldı. Diğer çetelerle giriştiği çıkar ve rant kavgaları içinde öne çıkan HTŞ, 2019’dan itibaren İdlib’i ele geçirmesiyle, Türk sermaye devleti ve ABD emperyalizminin hamiliği altında palazlandı.
Geçtiğimiz yıl ise emperyalistlerin ve bölgesel işbirlikçilerinin desteğiyle Suriye’de iktidara taşındı. Bu gelişme, Gazze ve Lübnan’a yönelik savaş politikalarının bir devamı olarak yaşandı. Bölgenin enerji kaynaklarını ve stratejik geçiş yollarını denetim altına almak isteyen ABD emperyalizmi, bir yandan Ortadoğu’nun bağrına saplanmış bir hançer olan İsrail’in güvenliğini garanti altına almayı, diğer yandan bölgedeki tüm güçleri kayıtsız şartsız kendi hedeflerine tabi kılmayı amaçladı.
Bu hedef doğrultusunda, daha düne kadar başına 80 milyon dolar ödül konulmuş, en az 1500 kişinin ölümünden sorumlu olan HTŞ şefi Colani’yi Suriye’nin başına getirmekte hiçbir sakınca görmedi. Bu saldırgan politikaların baş sorumlusu ABD emperyalizmi olmakla birlikte, tek sorumlusu da değildir. Gerici çetelere her türlü maddi desteği sağlayan Körfez şeyhleri kadar, Erdoğan’ın başını çektiği AKP iktidarı da bu suçun ortağıdır. Bölgedeki yağmadan pay almak ve Kürt halkının kazanımlarını sınırlamak için yıllardır seferber olan Erdoğan rejimi, çetelere açık ve gizli destek sunarak, bu insanlık düşmanı yapıların bölge halklarının başına bela edilmesinde doğrudan sorumluluk taşımaktadır.
Suriye’de 14 yılı geride bırakan savaşın, ABD tarafından uygulanan ekonomik ambargonun ve son olarak gerici çetelerin saldırılarının tüm bedeli yoksulluk, ölüm ve zorunlu göç olarak bölge halklarına ödetilmektedir.
Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin, hemen yanı başında yaşanan ve kardeş halkları hedef alan bu yıkımdan hiçbir çıkarı yoktur. Dahası, AKP iktidarının bu savaş politikalarının suç ortağı olduğu koşullarda, Türkiyeli işçi ve emekçiler de bu saldırganlıktan ekonomik ve sosyal olarak doğrudan etkilenmektedir.
Bu nedenle işçi sınıfı ve emekçiler, Suriye halklarına yönelik savaş ve saldırı politikaları ve emperyalist planlar karşısında, Suriye halklarının yanında saf tutmak zorundadır. Bölgede insanca, eşit ve kardeşçe bir yaşamın yolu, halklara dönük saldırılara karşı çıkmaktan, emperyalist savaş politikalarına karşı enternasyonal dayanışmayı yükseltmekten geçmektedir.