Suça sürüklenen çocuklar çürümüş düzenin aynasıdır!

Ardı ardına yaşanan, faillerinin çocuk olduğu cinayetler cezaların artırılmasıyla değil, çocukları suça sürükleyen ekonomik ve toplumsal nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla önlenebilir. Bu karanlığı yaratan nedenler sorgulanmadan bundan kurtulunamaz. Çocukları bu karanlıktan kurtaracak tek yol, sömürüye, yoksulluğa ve eşitsizliğe dayanan bu düzene karşı mücadele etmektir.

İstanbul Güngören’de 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın 15 yaşındaki E.Ç. tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, ülke çapında büyük tepkilere yol açtı. Daha önce Mattia Ahmet Minguzzi’nin öldürülmesinde olduğu gibi, bu olay da “suça sürüklenen çocuklar” tartışmasını yeniden alevlendirdi.

Sermaye iktidarı, içinde bulunduğu derin krizin faturasını emekçilere yıkmak için her yol ve yönteme başvuruyor. Enflasyonun yükselmesinin nedeni asgari ücrete yapılacak zam oluyor, işsizliğin nedeni savaşlardan kaçan göçmenler oluyor, sağlığa erişememenin nedeni doktorlar oluyor, vb…

Oysa gerçek çok açıktır: Bu sistem tepeden tırnağa çürümüştür. Ve her çürüyen sistem gibi, kendisiyle birlikte tüm toplumu da çürütmektedir.

Toplumda suç oranlarının artmasının temel nedeni tam da bu çürümedir. Açlığın, yoksulluğun ve yoksunluğun tüm topluma dayatıldığı, bireysel kurtuluş hayallerinin pompalandığı, çürümüş ideolojik ve kültürel dayatmaların süreklilik kazandığı bir düzende büyüyen çocukların tablosuyla karşı karşıyayız.

Bu tablo ortadayken, düzeni yönetenlerin suç-ceza tartışmaları boş sözler olmaktan, gerçeklerin üzerini örtmekten başka bir anlam taşımıyor. Dolayısıyla cezaları artırmak, cezaevlerini doldurup doldurup boşaltmak suç işleme oranlarını azaltmıyor.

Gencecik insanları, çocukları suça sürükleyen bu düzendir. Dayatılan geleceksizlik, işsizlik, emeğin değersizleştirilmesi ve toplumsal değerlerin yok edilmesi bu ülkenin çocuklarını karanlığa itmektedir. Toplumsal çürüme bireyciliği ve bencilliği yüceltirken; dayanışma, birlikte mücadele, hakkına sahip çıkma gibi değerler bilinçli biçimde yok ediliyor. Umutsuzluğa itilen çocuklar çetelerin, mafyanın ve suç ağlarının kıskacına alınıyor.

Uyuşturucu ve suç baronları sermaye devletinin yargısı, bakanları ve polisi tarafından korunup kollanırken, emekçi çocukları bu kirli düzenin maşası haline getiriliyor. Dolandırıcıların en büyükleri siyasilerle içli-dışlı gemisini yürütürken, bu ülkenin gençleri bahis ve kumar batağına sürükleniyor. Bir avuç sermayedar ve iktidarın yakın çevresi lüks-şatafat içinde yaşasın diye açlık ve sefaletin dayatıldığı çocuklar, emek sömürüsünün çarklarında iş cinayetlerinde katlediliyor.

Ardı ardına yaşanan, faillerinin çocuk olduğu cinayetler cezaların artırılmasıyla değil, çocukları suça sürükleyen ekonomik ve toplumsal nedenlerin ortadan kaldırılmasıyla önlenebilir. Bu karanlığı yaratan nedenler sorgulanmadan bundan kurtulunamaz. Çocukları bu karanlıktan kurtaracak tek yol, sömürüye, yoksulluğa ve eşitsizliğe dayanan bu düzene karşı mücadele etmektir.