Savaşın uzaması ve ABD’nin daha fazla sıkışması durumunda Türkiye’nin bu savaşın içine çekilmesi ihtimali de yabana atılamaz. Unutulmamalıdır ki, Türkiye’deki sermaye düzeni Amerikan emperyalizmine göbekten bağlıdır. AKP de Amerika’nın desteğiyle bu ülkenin başına getirilmiştir.
Emperyalist ABD ve siyonist İsrail’in kısa sürede sonuç alma hesabıyla başlattığı İran saldırısında işlerin onların umduğu gibi gitmediği açık. Görüşmeler sürerken başlatılan bu kirli saldırı ilk gün İran yönetiminde ağır kayıplara ve sonrasında ülkede büyük bir yıkıma yol açtı. Buna rağmen İran’ın direniş kapasitesi sürüyor. Buna karşılık ABD ve İsrail hem askerî hem ekonomik açıdan ciddi zorlanmalar yaşıyor. Bombalarla birlikte devreye sokulan propagandalar ise emekçi ve ezilen halklar nezdinde hiçbir inandırıcılık taşımıyor.
Savaşın askerî ve siyasal olarak nasıl sonuçlanacağı konusunda bugün için bir şey söylemek mümkün değil. Ancak gerçek açık: Yıllardır Ortadoğu’yu kana ve yıkıma boğan emperyalist hesaplar bölge halklarına yeni acılar yaşatıyor. ABD’nin Batılı müttefikleri, ABD ve İsrail’in bu savaştan galip çıkarak bölgeyi tek başına dizayn etmesinden rahatsız olsalar da saldırganlığa fiilen destek veriyorlar. Ülkelerindeki Amerikan üsleri İran füzelerinin hedefi haline gelen gerici bölge devletleri ise ABD’nin şemsiyesi altında sandıkları kadar güvende olmadıklarını görüyorlar. Yanı sıra İran’ın çökertilmesinin kendi gelecekleri açısından doğuracağı sonuçlardan kaygı duyuyorlar.
Benzer bir ikircikli tutum AKP iktidarında da görülüyor. İran’daki rejimin çökmesini kendi çıkarları açısından riskli bulan, ancak ABD’nin baskısıyla İran’a karşı daha açık bir tutum almaya zorlanan AKP iktidarı bir yandan yarım ağızla saldırıya karşı olduğunu söylüyor. Öte yandan ise İran’a dönük söylemini sertleştiriyor. Nereden geldiği bile net olmayan füze parçaları bu sertleşen dilin bahanesi haline getiriliyor.
Emperyalist saldırganlık ile gerici molla rejimi arasına sıkıştırılan İran emekçilerinin safında ise yalnızca, bu savaşın gerisindeki gerici hesapların farkında olan dünya işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar duruyor.
Dünyanın diğer emekçileri gibi Türkiye’de işçi sınıfı ve emekçilerin önemli bir bölümünün kalbinin bu azgın saldırının kurbanı olan İran halkıyla birlikte attığına kuşku yok. Ancak bu tek başına hiçbir şeyi değiştirmiyor. Verilen eylemli tepkilerin sınırlılığı orta yerde duruyor. Toplumun önemli bir kesimi saldırganlığı adeta bir televizyon programı izlercesine takip ediyor. Hâlâ azımsanmayacak bir kesim ise, İran’daki baskı ve zorbalık rejimini bahane ederek, bu saldırganlığa karşı hayırhah bir tutum sergiliyor.
Oysa Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri şunu açıkça görmelidir: ABD’nin öncülüğündeki emperyalist güçlerin ve siyonist İsrail’in saldırısının gerçek amacı, Ortadoğu’da emperyalist nüfuz alanlarını genişletmek, kendi politikalarına engel gördükleri İran rejimini diz çöktürmek ve ülkenin toplumsal zenginliklerini yağmalamaktır. Bu saldırı yalnızca İran halkına değil bütün bölge halklarına yöneliktir. İran’da gerici molla rejiminin hüküm sürüyor olması bu gerçeği zerre kadar değiştirmemektedir.
Savaşın uzaması ve ABD’nin daha fazla sıkışması durumunda Türkiye’nin bu savaşın içine çekilmesi ihtimali de yabana atılamaz. Unutulmamalıdır ki, Türkiye’deki sermaye düzeni Amerikan emperyalizmine göbekten bağlıdır. AKP de Amerika’nın desteğiyle bu ülkenin başına getirilmiştir.
Derinleşen krizin faturası sırtına yüklenen, çalışma ve yaşam koşulları her geçen gün ağırlaşan, süren savaşın ekonomik ve siyasal bedelini ödemeye başlayan Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, AKP iktidarının ülkeyi bölgesel savaşa doğrudan dahil edebilecek politika ve provokasyonlarına karşı da dikkatli olmalıdır.
Yapılması gereken açıktır: Bir yandan emperyalizmin İran’a dönük saldırısına karşı eylemli dayanışma büyütülmeli, öte yandan bu savaş sisteminin parçası olan sermaye düzenine ve AKP iktidarına karşı mücadele güçlendirilmelidir.



