Baskıya, sömürüye, emperyalist savaş ve saldırganlığa geçit vermemek için fabrika fabrika, havza havza örgütlenelim, alanları ve meydanları dolduralım. Geleceğin eşit, özgür ve sosyalist dünyasının insanlığın tek ve gerçek kurtuluşu olduğunu haykıralım.
Ülke ve dünya gündemi karmaşık ve yoğun bir seyir izlemeye devam ediyor. Çok yönlü krizlerle sarsılan emperyalist-kapitalist dünya düzeni, savaş ve saldırganlığı körükleyerek insanlığa yeni acılar ve sonu gelmez bir yıkım dayatıyor.
Emperyalistler arasındaki hegemonya mücadelesi, başta içinde yer aldığımız Ortadoğu coğrafyası olmak üzere birçok bölgede gerilimi ve çatışmaları şiddetlendiriyor. Emperyalist dünyanın efendileri, “kurallara dayalı düzenin” sona erdiğini açıkça dile getirerek, emperyalist barbarlığın tüm dünyayı dizginlerinden boşanmış bir yıkıma sürüklediğini adeta itiraf ediyorlar.
Sistemin bir parçası olan Türk sermaye devleti ise Batı emperyalizminin çıkar ve ihtiyaçlarına göre konumlanıyor. Savaş ile saldırganlık politikalarının aktif bir unsuru olarak hareket ediyor. AKP-MHP iktidarı, emperyalist barbarlık ve sömürü düzenine sunduğu hizmetlerin karşılığında kendi gerici çıkarlarını hayata geçirmeye, iktidarını sağlamlaştırmaya ve kendi rejimini tahkim etmeye çalışıyor.
Ülke tarihinin en ağır ekonomik kriz süreçlerinin birinden geçilirken, fatura her yolla işçi ve emekçi kitlelere çıkarılıyor. Yoksulluk, sefalet ve kölece çalışma koşulları giderek ağırlaşıyor. Büyük kapitalistler kâr rekorları kırarken, vergilerimizle oluşturulan devlet bütçesi şirket kasalarına aktarılıyor, rant ve soygun katmerleniyor. Milyonlarca işçi ve emekçiye açlık sınırının altında insanlık dışı bir yaşam dayatılıyor.
Sermaye iktidarı dışarıda başını ABD emperyalizminin çektiği savaş politikalarıyla uyumlu hareket ederken, içeride ise azgın bir baskı ve terör politikası uyguluyor. Sermayenin ve emperyalistlerin çıkarları uğruna işçilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin yaşamları ipotek altına alınmak isteniyor. Temel demokratik hak ve özgürlükler bütünüyle ayaklar altına alınıyor. İşçi ve emekçilerde biriken öfke ve tepkinin açığa çıkması, zorbalık ve baskı yoluyla engellenmeye çalışılıyor. İktidar kendinden olmayanı, gerici çıkarlarına rıza göstermeyeni ve haklı tepkisini dile getireni hedef hâline getiriyor. Tüm toplumu boğucu bir karanlığa hapsetmek istiyor.
Böylesine koyu bir karanlığın içinden geçerken, baharı karşılamaya hazırlanıyoruz. Yoğunlaşan baskıya, artan savaş çığırtkanlığına ve katmerlenen sömürüye karşı işçi sınıfı, emekçi kitleler ve ezilen halklar ayağa kalkmalı, emperyalist-kapitalist dünyanın ve onun sadık hizmetkârı sermaye sınıfının karşısına dikilmelidir. Baharın çağrısı budur.
Bize dayatılan bu koyu karanlığa karşı hakları ve talepleri için direnen, bir parça nefes almamızı sağlayan ülkenin dört bir yanındaki direnen işçi kardeşlerimizin açtığı yoldan yürüyelim. Migros Depo işçilerinin, madencilerin, sendikal hak ve örgütlenme mücadelesi veren, grev silahını kuşanan işçilerin çağrısına kulak verelim. 8 Mart’tan 1 Mayıs’a, oradan temmuz ayında ülkemizde yapılacak NATO toplantısına kadar uzanacak dönemde işçi sınıfının birliğini ve mücadelesini güçlendirelim.
Baskıya, sömürüye, emperyalist savaş ve saldırganlığa geçit vermemek için fabrika fabrika, havza havza örgütlenelim, alanları ve meydanları dolduralım. Geleceğin eşit, özgür ve sosyalist dünyasının insanlığın tek ve gerçek kurtuluşu olduğunu haykıralım.