Dardanel fabrikasında kasım ayından bu yana 200’ün üzerinde işçi işten çıkarıldı. İşçilerin hak ettikleri tazminatları yatırılmazken, aylardır oyalanan işçiler fabrika önünde direnişe başladı. İşten çıkarıldıktan sonra taksitlendirmeyle tazminat hakları adeta gasp edilen emekçi kadınlar, direnişlerini kararlılıklarını sürdürüyor. Direnişin başlamasıyla kasım, aralık ve ocak ayında işten çıkarılan işçilerin tazminatları yatırıldı. Ancak “son işçi hakkını alana kadar direnişe devam!” kararı alan işçiler Dudullu OSB’deki fabrika önünde eylemlerini sürdürüyor. Hem fabrikadaki çalışma koşullarını hem de 8 Mart’ta Kadıköy sokaklarında yükselttikleri seslerini kendilerinden dinledik.
Hanife: “Çocuklarımızın geleceği için buradayız”
Fabrikanın suşi bölümünde çalışıyorum, 3 yılımı doldurmak üzereydim. Ortam çok soğuk. Bu soğuk bizi hasta ediyor. Gerekli ekipmanlar bizlere verilmiyordu. Olanlar da yetmiyordu. Hafta sonları üretimde kullandığımız eşyaları ağır kimyasallarla temizliyorduk. Beğenmiyorsan kapının önünü gösteriyorlardı. Sürekli “hızlı çalışın”, “üretimi yetiştirmemiz lazım”, “mesaiye kalın” dediler. Sonra “iş yok” deyip “bir gün gelin, bir gün gelmeyin” demeye başladılar. Haberimiz olmadan ücretsiz izne çıkardıklarını söylediler. Bayram nedir, seyran nedir bilmeden çalıştık. Sonra işten çıkarıldık.
Tek talebimiz, taksite bağlanan tazminatlarımızın tek seferde ödenmesi. Kasım ayından beri işten çıkarılan hiçbir arkadaşımız tazminatını alamadı. Oyaladılar; ha bugün ha yarın, bir sonraki hafta dediler. Biz onlar gibi aylarca mahkeme kapılarında ya da boş boş beklemek istemiyoruz. Paramızın enflasyon karşısında değer kaybetmesini istemiyoruz. Biz çocuklarımızı okutmak, onlara yatırım yapmak için o fabrikada ter döktük. İstediğimiz rakamlar ödenemeyecek miktarlar değil. Tazminatlarımız yatana kadar Dardanel önünde direnişe devam edeceğiz.
Direnişten çok şey öğrendim. 44 yaşındayım ve hayatımda ilk defa kadınlara özel bir eyleme katıldım. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne… Benim için bir ilkti ve çok mutlu oldum. Kadınların birbirine destek olduğunu görmek çok güzeldi. Keşke fabrika yönetimi de bizi sevindirseydi de çifte mutluluk yaşasaydık. Ama biz umutluyuz, kadın işçiler olarak yalnız olmadığımızı biliyoruz. Bir kadın istediği zaman ne kadar güçlü olabileceğini kanıtlıyor. Tüm emekçi kadınları bize desteğe bekliyoruz; bugün bize yapılan yarın onlara yapılabilir.
Havva: “Direnişten vazgeçmiyoruz!”
Resmen kandırıldık. İşten çıkarılmadan bir gün önce “Böyle bir durum var mı?” diye sorduğumuzda “Hayır” dediler. Ertesi gün çağırıp “Taksitle ödeyeceğiz, işten çıkışınızı veriyoruz” dediler. Benim rızam olmadan tazminatımı taksite bölemezler. Sadece bu da değil; içeride gördüğümüz zulmün haddi hesabı yoktu. Aylarca soğukta ekipmansız çalıştık. Mobbing diz boyuydu. Maaşlarımız geç yatıyor, suçu bankaya atıyorlardı. Hakkımız yendi, hakkımızı alana kadar da buradayız.
Yüz yıllardır aynı direniş, aynı baskı var. Bir araya geldiğimizde güçlüyüz; aksi takdirde hep yalnız ve kimsesiz kalacağız. Şiddete ve sömürüye karşı birlik olalım, ancak o zaman kazanabiliriz.
Kıymet: “Sadece kendi hakkımız için değil, herkes için direniyoruz”
Biz burada gelemeyen, bizden önce çıkarılan ve hakkı yenen tüm arkadaşlarımız için varız. Dardanel yönetimi maaşları bile günü gününe ödemeyen bir yönetim. Bayramda parasız kalmamak için imza toplamak zorunda kaldığımız günler oldu. Artık işçiler bilinçlendi. Bu sadece bizim değil, Türkiye’nin her yerindeki işçi kadınların sorunu. Biz zaten her yerde direniyoruz; evde, okulda, işte… Türkiye’de kadın işçi olmak çok zor.
İlk defa 8 Mart’a katıldım ve o coşku inanılmazdı. Kadınların birleşince ne kadar güçlü olduğunu, o kadar olumsuzluğa rağmen nasıl ayakta durduğumuzu fark ettik ve herkese fark ettirdik. Bu direniş, işçilerin patronlara karşı bir duruşudur ve hakkımızı alana kadar devam edeceğiz.
Elif: “Bu, patronlara karşı ortak bir direniştir”
Çocuk okutuyorum, kirada oturuyorum. Ne olursa olsun dişimizi sıkıp çalıştık. Beğenmiyorsan çık git! “Bir Elif gider, binlerce Elif gelir” deyip bizi baskı altına alıyorlardı. İş kazası geçirdim, revirde bir merhem sürüp çalıştırmaya devam ettiler. Sonra üretim yavaşladı diye tutanak tutmakla tehdit ettiler.
Fabrikalar kapanabilir, işçi çıkarılabilir, bunları anlarız. Ama dürüstlük beklerdik. “Çıkarma yok” deyip ertesi gün kapının önüne koyulmak bizi yaraladı. İçerideki mobbing ve zorlu çalışma koşullarının üzerine bir de tazminatımıza göz dikilmesi bardağı taşıran son damla oldu. 8 Mart’ta omuz omuza verdiğimiz kadınlarla gördük ki; biz tek başımıza değiliz. Bu, tüm işçilerin hak mücadelesidir.



