Bu yolda gerektiğinde bedel ödemekten çekinmeden kapitalist patronların karşısına bir sınıf olarak dikilebilmemiz gerekiyor. Bu yol zorlu bir yol! Ama insanca bir yaşam, güvenli bir gelecek için başka bir yol yok! Ya hep birlikte kaybedeceğiz. Ya da bu yolda omuz omuza yürüyecek, hep birlikte kazanacağız! Öyleyse, yürüyelim!
AKP iktidarı bir kez daha kapitalistlere ve uluslararası sermaye kuruluşlarına verdiği sözün gereğini yerine getirdi. Açıklanan asgari ücret rakamı ile milyonlarca işçi ve emekçiye açlık ve sefalet içinde bir yaşam dışında verecek bir şeyi olmadığını bir kez daha kanıtladı.
28.075 lira olarak açıklanan asgari ücret, tarihinde ilk kez açlık sınırının altında kaldı. 100 bin liraya dayanan yoksulluk sınırı ise asgari ücret rakamının neredeyse dört katı!
Kapitalistler, burjuva siyasetçiler günlerini gün ederken işçi ve emekçilere reva görülen bu rakamlar bir utanç tablosudur! Ama onların utanmak gibi bir meziyetleri olmadığını bu vesileyle bir kez daha görmüş olduk. Onların tek derdi işçi sınıfının köleliği üzerine inşa ettikleri sömürü düzenlerini ayakta tutabilmek. Ancak böylece sırça köşklerinde keyiflerini sürmeye devam edebilirler. Bunun için de işçi sınıfını insanlık dışı yaşam koşullarına mahkûm etmek dışında bir yol bilmiyorlar!
İşte bu yüzden yıllardır bir tiyatro sahnesine dönen Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda yapılan tartışmaların da, açıklanan rakamların da şaşırtıcı bir yanı bulunmuyor. İşçi sınıfının örgütsüzlüğünü ve sınıf hareketinin bugünkü zayıf tablosunu fırsata çevirip işçi sınıfı ile alay ediyorlar!
Asgari ücret işçi sınıfının 200 yılı aşkın mücadelesi içinde kazanılmış bir haktır ve pazarlık konusu değildir. Ama onlar her defasında pişkince aynı masalı anlatıyorlar. Servetlerine servet katan patronların zor durumda olduğu hikayeleri ile işçi sınıfından çalıp kapitalistlere peşkeş çekiyorlar. Ve ne yazık ki bu gücü işçi sınıfının örgütsüzlüğünden, sendika ağalarının ihanetçi ve işbirlikçi tutumlarından alıyorlar.
Bu yüzden, 2026 yılı için belirlenen asgari ücret rakamının hiç de şaşırtıcı olmadığını söylüyoruz. Ve asgari ücretin belirlenme sürecinde açığa çıkan bu tablonun 2026 yılında işçi sınıfının haklarına yönelik saldırıların önemli bir işareti olduğunu ekliyoruz.
Onlar, yerli-yabancı kapitalistler ve sözcüleri olarak ait oldukları, temsil ettikleri sınıfın bilinci ve tutumu ile davranıyorlar. Peki, bizler? İşçi sınıfı olarak dayatılan sefalet koşullarına, hak gasplarına karşı ne yapıyoruz ne yapacağız? Önemli olan soru budur!
Bugün işçi sınıfının önünde iki yol bulunuyor. Birinci yol; sefalet dayatmalarını, hak gasplarını sineye çekerek olanları sessizce izlemek… Onların istediği gibi düşünüp, onların istediği gündemleri tartışmak… Bu yolun bugünkünden de ağır sefalet koşullarını, yeni hak gasplarını getireceği tartışmasızdır. Bu yol kölelik düzenine boyun eğmek, her geçen gün daha fazla insanlıktan çıkmak demektir.
İkinci yol ise zorlu bir yol! Bu yolda bencillik yapmak yerine beraber çalıştığımız işçi arkadaşlarımızla yan yana gelmek, safları sıklaştırarak mücadele etmek gerekiyor. Bu yolda elimize kumandayı alıp onların istediği gibi beynimizi uyuşturmak yerine “nasıl değiştirebiliriz?” sorusunu kendimize sormamız gerekiyor. Bu yolda gerektiğinde bedel ödemekten çekinmeden kapitalist patronların karşısına bir sınıf olarak dikilebilmemiz gerekiyor. Bu yol zorlu bir yol! Ama insanca bir yaşam, güvenli bir gelecek için başka bir yol yok! Ya hep birlikte kaybedeceğiz. Ya da bu yolda omuz omuza yürüyecek, hep birlikte kazanacağız!
Öyleyse, yürüyelim!



