Emperyalist saldırganlığa karşı AYAĞA KALK!

İran’a dönük emperyalist saldırganlık kısa vadede nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, kapitalist rekabet yasalarının yön verdiği emperyalist savaş ve saldırganlık politikaları şiddetlenerek sürecektir. Bunun önüne geçmenin tek yolu, bu sistemin karşısına dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin örgütlü gücüyle çıkmaktır. Büyüyen savaş karşıtı protestolar kadar, dünyanın dört bir yanında ekonomik ve siyasal saldırılara karşı ortaya çıkan tepkiler de böyle bir mücadelenin zemininin her geçen gün güçlendiğini göstermektedir.

Emperyalist-siyonist haydutların İran’a dönük saldırısı bir ayını geride bıraktı. Bir aylık sürecin bilançosu, emperyalist-siyonist saldırganlığın henüz elle tutulur hiçbir hedefine ulaşamadığını açık şekilde gösteriyor.

Öne sürülen gerekçelerin ötesinde, dünya sistemi içindeki ABD hâkimiyetini güçlendirmek için girilen bu savaş, gelinen noktada sadece ABD’nin sistem içindeki yerinin değil, bizzat sistemin kendisinin sürdürülebilir olup olmadığının tartışıldığı bir zemine doğru evriliyor.

Krizlerden çıkmak için devreye sokulan savaş politikaları, sistemin krizini çok daha görünür hâle getiriyor. Sermayenin, mal ve hizmetlerin ülkeden ülkeye kolayca dolaşmasıyla övünenler, devasa tedarik zincirleri kurup ucuz iş gücü neredeyse yatırımlarını oraya yöneltenler, şimdi attıkları her bir bombanın kendilerine geri dönen ekonomik-mali sonuçlarıyla yüz yüze kalıyorlar.

Savaşın yol açtığı petrol ve enerji krizi, yalnızca gelişmekte olan ülkeleri değil, emperyalist devletleri de tehdit ediyor. Aynı zamanda enerji kaynakları için girişilen bir savaşın, enerji üretimi, sevkiyatı ve tedarikinin kesintiye uğraması durumunda sistemin nelerle karşı karşıya kalabileceğini göstermesi, emperyalist-kapitalist sistemin zayıf karnını ortaya koyuyor.

Bin bir yalanla meşrulaştırılmaya çalışılan bu ahlaksız savaşın sosyal ve siyasal sonuçlarının çok daha büyük olacağı ise görünür hale gelen diğer bir gerçek. Gerek İsrail’de, ama özellikle Amerika’da yükselen ve milyonları birleştiren savaş karşıtı protestolar, büyüyen ekonomik ve sosyal sorunlara olduğu kadar burjuva siyasetçilerin ahlaksız yalanlarına duyulan tepkinin de ürünü. Tarihin hoş bir ironisi olarak İran’da rejimi sert bir saldırıyla çökertmeyi planlayanların kendi siyasal gelecekleri tartışılmaya başlandı. Arsızlık ve riyakarlıkla toplumları istedikleri gibi yönlendirmeye alışkın olanlar için de denizin sonunun görünmeye başlanması demek bu.

Elbette tüm bu gelişmeler, madalyonun yalnızca bir yüzünden yansıyanlardır. Öte yandan ise bu yıkıcı ve barbar saldırganlığın ağır faturasını başta Ortadoğu halkları olmak üzere dünya işçi sınıfı ve emekçileri ödemektedir. Savaş politikaları büyük acı ve yıkımlara yol açmaktadır. Çürüyen ve çürüdükçe daha da saldırganlaşan bu düzen, kendi çelişkileri ve çatışmaları ne olursa olsun, kendisiyle birlikte tüm insanlığı yıkıma sürüklemeden kendiliğinden çöküp ortadan kalkmayacaktır.

İran’a dönük emperyalist saldırganlık kısa vadede nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, kapitalist rekabet yasalarının yön verdiği emperyalist savaş ve saldırganlık politikaları şiddetlenerek sürecektir. Bunun önüne geçmenin tek yolu, bu sistemin karşısına dünya işçi sınıfı ve emekçilerinin örgütlü gücüyle çıkmaktır. Büyüyen savaş karşıtı protestolar kadar, dünyanın dört bir yanında ekonomik ve siyasal saldırılara karşı ortaya çıkan tepkiler de böyle bir mücadelenin zemininin her geçen gün güçlendiğini göstermektedir.

Tarihinin en azgın iktisadi, sosyal ve siyasal saldırılarından biriyle karşı karşıya bırakılan, buna karşı duyduğu büyük öfkeyi ortaya koyacak örgütlü kanalları henüz yeterince yaratamayan Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri, dünya çapında yükselen bu sese kendi cephesinden güç katmak zorundadır. Bu yalnızca bu barbarlık altında ezilen diğer kardeş halklara karşı bir sorumluluk değil, aynı zamanda kendi kurtuluşumuza giden yolun da bir gereğidir.

Bugüne kadar gereğince yerine getirilemediği açık olan bu görevin hayata geçirilmesi için yaklaşan 1 Mayıs ve ülkede düzenlenecek olan NATO zirvesi önemli olanaklar sunmakta, işçi sınıfı ve emekçilere emperyalist savaş ve saldırganlık politikalarına karşı ayağa kalkmaya, alanları meydanları zapt etmeye çağırmaktadır.