İktidara ve onun hizmet ettiği yerli ve yabancı tekellere, onların baskı ve sömürü düzenine karşı işçi sınıfının birleşik mücadelesi örgütlenmeden, programıyla birlikte bizzat kendileri çöpe atılmadan, işçi sınıfı ve emekçilerin içinde bulunduğu cendereden çıkmak şansı yoktur. TCMB’nin mektubunun bir kez daha teyit ettiği acı gerçek budur.
Bugün iktidar, rasyonellik maskesi altında yürütülen, tümüyle uluslararası sermaye ve yerli tekellerin çıkarlarına endekslenmiş bir programa sahiptir. TC Merkez Bankası’nın tutmayan 2025 yılı enflasyon hedefleri ve yapılması gerekenler üzerine hükümete yazdığı mektup, bu programın yönünü açıkça göstermektedir. Mektup işçi ve emekçilere kesilen faturanın boyutlarını tüm çıplaklığıyla ortaya sermekte bir beis görmemektedir.
Laf kalabalığı ve bahane üretme sanatı
TCMB’nin hükümete yazdığı mektup, teknik bir metinden ziyade sorumluyu dış mihraklarda arama, bahanelere sığınma mektubudur. Mektupta küresel gelişmeler, savaşlar, enerji fiyatları, kira-eğitim giderleri ve hatta gıda enflasyonuna neden olan don olayları, hava koşulları gibi gerekçeler sıralanmaktadır. Bunlar esas gerçekleri görmezden gelen ve üstünü örtmeye yönelik laf kalabalığıdır. Hedeflerin neden tutmadığına dair dışsal bahaneler üretmekte mahir iktidar bürokrasisinin asıl niyeti mektubun derinliklerinde gizlidir: “2025 yılında mali disiplinin korunması ve para politikası ile sağlanan güçlü eşgüdüm…” ifadesi, büyüyen faturanın işçi ve emekçilere ödettirilmeye devam edileceğinin ilanıdır. Mektup, sıkı para politikası adı altında alım gücünü düşürerek faturayı çalışan kesimlere kesen politikaların aynen devam edeceğini ortaya koymaktadır.
Londra’daki bankerlerle alınan kararlar
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın bu hafta Londra’da yatırımcılarla buluşacak olması, ekonomi yönetiminin kıblesini göstermektedir. Şimşek’in göreve geldiğinden beri düzenli hale getirdiği bu “icazet turları”, ülke ekonomisine dair kararların emperyalist tekellerin, uluslararası banka ve fonların istekleri doğrultusunda alındığını kanıtlar niteliktedir. Sözde ülkeye yatırımcıları çekmek gerekçesiyle yapılan bu görüşmelerde emperyalist tekellerin, bankerlerin bir dediklerinin iki edilmediği herkes tarafından bilinmektedir.
Yerli ve milli olmakla övünenler, her kritik kararda Londra ve New York’taki sermaye odaklarının “memnuniyetini” esas alarak, iki yüzlülüklerini ortaya sermektedirler.
S&P tahminleri ve “ölü doğan” asgari ücret
Uluslararası derecelendirme kuruluşu S&P’nin Türkiye için 2026 enflasyon tahminini yüzde 23,4’ten yüzde 28,9’a çıkarması, iktidarın “hedef enflasyon” rakamlarının altının boş olduğunu tescillemiştir. Bu, emperyalist tekellerin kuruluşu ve Türkiye’ye dair tahminleri denilebilir. Ancak, onların ağzından çıkacak her kelimeyi emir telakki edenlerin yönetiminde bulunduğu Türkiye kapitalizmi gerçekliği orta yerde durmaktadır. Bu gerçek, tutmayan ve tutmayacak olan enflasyon hedeflerinin bizlere yeni faturalar olarak döneceğini göstermektedir. Açlık sınırının altında kalan 2026 asgari ücreti daha şimdiden erimiş durumdadır.
Sermaye dostu, emek düşmanı düzen
Mehmet Şimşek’in jeopolitik gerginlikleri bahane ederek 2026 cari açık hedeflerinin de tutmayabileceğine dair yaptığı ön açıklamalar, “başarısızlık”larının kılıfını şimdiden hazırladıklarını gösteriyor. AKP-MHP iktidarı, hedefledikleri enflasyon rakamlarından ne kadar uzaksa, krizin faturasını işçi sınıfına ödettirme konusunda o kadar başarılı ve “istikrarlı” bir yol izlemektedir. Dolayısıyla, iktidara ve onun hizmet ettiği yerli ve yabancı tekellere, onların baskı ve sömürü düzenine karşı işçi sınıfının birleşik mücadelesi örgütlenmeden, programıyla birlikte bizzat kendileri çöpe atılmadan, işçi sınıfı ve emekçilerin içinde bulunduğu cendereden çıkmak şansı yoktur. TCMB’nin mektubunun bir kez daha teyit ettiği acı gerçek budur.