Yaklaşan 1 Mayıs için öncü işçiye notlar…

Üretim alanında örgütlenmeyen bir güç, mücadeleyi ileriye taşıyamaz. Bu yüzden mesele yalnızca 1 Mayıs günü alanlarda olmak değildir. O güne kadar fabrikalarda kurulan ilişkilerle, oluşturulan birliklerle ve yükseltilen taleplerle alanlara gitmektir. 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının kendi gücünü büyüttüğü ve örgütlülüğünü daha ileriye taşıdığı bir mücadele dönemine çevirmektir.

Ekonomik kriz derinleşiyor. İşten atmalar artarken, ücretler eriyor ve hayat pahalılığı her geçen gün daha da yakıcı hale geliyor. İşçi sınıfı, bir 1 Mayıs’a daha sömürü ve baskının arttığı koşullarda giriyor. Emperyalist savaş politikalarının gölgesinde yoksulluk ve güvencesizlik büyürken, 2026 1 Mayıs’ını sermayenin saldırılarına karşı birleşik ve kitlesel bir cevap olarak örgütlemek büyük önem taşıyor.

Bunun mümkün olmasının yolu, öncelikle fabrikalarda etkin bir kitle çalışmasına konu edilmesinden geçiyor. Bugün işçi sınıfı büyük ölçüde örgütsüzdür. Dolayısıyla bu sorun bugünden yarına çözülemeyeceği ölçüde, öncelikle yapılması gereken açıktır. İşçi sınıfı ve emekçilerin, başta hayat pahalılığı, işten atmalar, vergi soygunu ve düşük ücretler olmak üzere yakıcı sorunlarını sistematik bir çalışmaya konu etmektir. Bu sorunlar ile AKP iktidarının demokratik hak ve özgürlüklere dönük saldırıları arasındaki bağı esas alan bir faaliyeti örgütlemektir.

Diğer önemli bir başlık ise, İran’a dönük saldırganlıkla birlikte yeni bir boyut kazanan emperyalist savaş politikalarıdır. Bugün, siyasal bilincinden bağımsız olarak işçi kitlelerinin ağırlıklı bir kesimi bu saldırganlığın karşısındadır. Ancak ne yazık ki bu, geniş işçi kitlelerinin süregiden savaşı, yol açtığı yıkımı bir televizyon programı izler gibi izlemesinin önüne geçmemektedir. Kendisi için acil gördüğü talepler uğruna bile gereğince mücadele veremeyen sınıf kitlelerinin bu durumu, bir yerde kaçınılmaz olarak düşünülebilir.

Fakat işçi sınıfı, öncelikle kendi iktisadi sorunları için mücadele eder, siyasal sorunlara ancak bu mücadeleyi verdikçe yaklaşır anlayışı doğru değildir. ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmine karşı büyüyen tepkinin kendini eylemli bir biçimde dışa vurmamasında en önemli faktör, yine mevcut örgütsüzlük tablosu ve kurulan baskı rejiminin yol açtığı atmosferdir. Bunun aşılması için emperyalist savaş gündeminin yalnızca gündelik tartışmalara değil, sistemli bir mücadeleye konu edilmesi, öncü işçileri 1 Mayıs döneminde bekleyen bir başka görevdir. Burada önemli noktalardan biri de, emperyalist saldırganlık politikaları ile işçi sınıfı ve emekçilerin karşı karşıya bulunduğu sosyal yıkım politikaları arasındaki bağları görünür kılmak ve süregiden savaşın faturasının işçi sınıfı ve emekçilere ödetilmesini özel olarak işlemek olmalıdır.

Söz konusu 1 Mayıs olduğunda, sendikalı fabrikaların rolü ayrı bir önem taşır. Bugünkü sendikal hareketin ve tek tek sendikaların durumu ne olursa olsun, sendikalı bir işyerinde 1 Mayıs çalışması yürütmek daha kolaydır. Bu tür işletmelerde aşılması gereken kolaycılık, hazırlıkların sendika merkezlerinden ya da yöneticilerden beklenmesidir. Oysa sendikalar 1 Mayıs’a doğru düzgün hazırlık yapmamakta, bir-iki gün kala belli sayıda işçiyi listeleyip alana taşınmakla yetinmektedir. Bazı işletmelerde ise 1 Mayıs hiçbir şekilde konu bile edilmemektedir.

Bu yüzden sendikalı fabrikalarda da taban inisiyatifinin gelişmesi, 1 Mayıs hazırlık komitelerinin kurulması hayati önemdedir. Sendikaları güçlü bir ön hazırlık yapmaya zorlamanın yolu da buradan geçmektedir.

Üretim alanında örgütlenmeyen bir güç, mücadeleyi ileriye taşıyamaz. Bu yüzden mesele yalnızca 1 Mayıs günü alanlarda olmak değildir. O güne kadar fabrikalarda kurulan ilişkilerle, oluşturulan birliklerle ve yükseltilen taleplerle alanlara gitmektir. 1 Mayıs’ı, işçi sınıfının kendi gücünü büyüttüğü ve örgütlülüğünü daha ileriye taşıdığı bir mücadele dönemine çevirmektir.