2026 yılı için açıklanan asgari ücretle birlikte, önümüzdeki yıl da sermayenin saldırı planlarında esaslı bir değişiklik olmayacağını, bunun karşısında ise işçi sınıfının tepkisinin ve arayışının güçlenmeye devam edeceğini bugünden söyleyebiliriz. Geride bıraktığımız yılın mücadelelerinin deneyim ve dersleriyle, bu tepki ve arayışın örgütlü bir kanala akması, birleşik ve kitlesel bir işçi hareketinin zemininin oluşturulabilmesi ise halen en önemli ihtiyaçtır.
Bir yıl daha sona erdi. 2025, işçi sınıfı için zorlu bir yıl olarak geride kaldı. Sermaye ve iktidar cephesinin uyguladığı çok yönlü saldırı programları, çalışma ve yaşam koşullarını hiç olmadığı kadar ağırlaştırdı. Derinleşen kriz koşullarında sermayenin çıkarlarını korumak için canhıraş bir çaba gösteren iktidar, alım gücünü düşürmeye dayalı sözde enflasyonla mücadele programını yıl boyunca kesintisiz olarak uyguladı. Düşük ücretler, artan vergi yükü, hayat pahalılığı ve özellikle yılın ikinci yarısından itibaren yaygınlaşan işten atmalar, krizin faturasının çalışan kesimlere çıkarılması konusunda iktidarın kararlılığının göstergeleri oldu.
Bu sosyal yıkım saldırılarına eşlik eden baskı ve zorbalık politikaları, ardı arkası kesilmeyen tutuklamalar, yargı terörü, sansür ve muhalif seslerin susturulması, başta sendikal haklar olmak üzere demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, toplumu ve işçi sınıfını sindirmenin aracı olarak kullanıldı.
Bu çok yönlü saldırganlığa işçi sınıfı ne yazık ki gereğince karşı koyamadı. Emekçilerin maruz kaldığı bu saldırı dalgası, aynı zamanda sendikal hareketin mücadele etme niyet ve kapasitesinin ne kadar sınırlı olduğunu tekrar gözler önüne serdi. Sınıfın bilinç ve örgütlülük düzeyindeki genel gerilik sorunu, mücadele önündeki temel engel olmaya devam etti.
Tüm bu tabloya rağmen işçi sınıfı, değişik bölükleri şahsında çoğu zaman kısmi taleplere dayalı yerel eylemlerle mücadelesini sürdürdü. Gerçekleşen fiili eylemler, yaşanan grev ve direnişler, süregelen toplu sözleşme ve iş yeri sözleşme süreçlerinden yansıyanlar, hem biriken öfke ve tepkinin göstergeleri olması, hem de bu öfke ve tepkiye dayalı mücadele arayışlarının sınırlarını göstermeleri açısından önemliydi.
2025 yılının eylem tablosu, sınıf hareketinin yapısal sorunlarının sürdüğünü, mücadele kapasitesinin dar kaldığını, ama alttan alta mayalanan öfkenin 2026’ya önemli bir mücadele potansiyeli taşıdığını gösterdi.
Antep işçilerinin havza grevi denemesi
2025 yılında Türkiye’deki ilk önemli işçi eylemleri düşük ücret zammı dayatmasına karşı yaşandı. 2024 yılı kapanırken açıklanan asgari ücret, iş yerlerinde de düşük zam dayatmalarının bahanesi olmuştu. İlk tepkiyi Antep’teki tekstil işçileri verdiler. 2023 yılının başında olduğu gibi, birçok fabrikada ardı ardına iş bırakma eylemleri ve fiili grevler gündeme geldi. BİRTEK-SEN’in öncülüğünde gerçekleştirilen bu eylemler karşısında sermaye devleti, açık bir sınıf tutumu ve refleksiyle davrandı. İlk olarak Antep genelinde eylem yasağı ilan edildi. Ardından BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanmasına kadar varan bir yıldırma ve sindirme operasyonu devreye sokuldu.
Bu pervasız saldırganlık, eylemlerin güçlenmesini ve diğer sektörlere yayılmasını büyük ölçüde engelledi. Antepli tekstil işçileri, dirençli duruşlarına rağmen istedikleri sonuçları alamadılar. Ama arkada anlamlı bir deneyim bıraktılar.
Yılın başında gerçekleşen bu eylemler her şeye rağmen umut vericiydi. Fakat hızla devreye giren devlet baskısı, eylemlerin hem Antep hem de ülkenin diğer bölgelerinde yayılmasının önüne geçmeyi başardı.
Metal işçileri grev yasaklarını çöpe attı
Aralık 2024’te başlayan MESS’e bağlı Grid Solutions, Hitachi Energy, Schneider Elektrik ve Arıtaş Kriyojenik fabrikalarındaki grevler, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklandı. Buna rağmen greve devam eden işçiler eylemlerini 2025 yılına taşıdılar. Ocak ayında imzalanan sözleşmeyle MESS kapitalistlerinin saldırısı büyük oranda püskürtüldü.
İşçilerin ve sendikanın kararlılığıyla, Aralık 2024’te başlayıp yasaklama kararına rağmen haftalarca devam eden bu eylemler, grev hakkının ancak grev yaparak kullanılabileceğini göstermesi açısından önemliydi. Ama daha da önemlisi, saray rejiminin baskı ve zorbalık politikalarıyla tüm toplumu sindirmeye çalıştığı bir dönemde işçi sınıfının buna karşı en güçlü direnç noktası olabileceğini ortaya koymasıydı.
Yılın ilk haftalarında gündeme gelen bu eylemler, 2025’in işçi hareketinin zor yoluyla bastırılmaya çalışılacağını ve dayatmalar karşısında fiili-meşru mücadele dışında bir yol olmadığını göstermişti.
TÜPRAŞ tepki eylemi ve petrokimya sektöründeki yaygın grevler
Benzer bir tablo, sendikal bürokrasinin uğursuz rolünü bir kez daha ortaya koyarak birkaç hafta sonra TÜPRAŞ sözleşmesinde yaşandı. Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarından TÜPRAŞ işçileri, Yüksek Hakem Kurulu sopasıyla yüzde 33’lük sefalet zammı dayatmasına mahkûm edildi. Sendika ağalarının işçilerin bilgisi ve onayı olmadan imzaladığı sözleşme karşısında gerçekleşen eylemler, başlangıçta sergilediği militan tutuma rağmen, mücadeleyi büyütecek bir sendikal önderlikten mahrum kaldı ve sermaye devletinin tehditleri arasında hızla sönümlendi.
Türkiye işçi sınıfı, dayatma ve saldırılara karşı direnişini 2025 yılı boyunca sürdürdü ve çeşitli kazanımlara imza attı. Yılın ilk yarısında, kimi petrokimya işletmelerinde devam eden toplu sözleşme süreçlerinde yüzde 90’ları bulan zam oranlarıyla sözleşmeler imzalandı. Bu sözleşmeler, yüksek enflasyon ortamında eriyen ücretler karşısında direnç noktalarının önemli örnekleri oldu. Önemli bir diğer kazanımı ise, her geçen gün daha acımasız bir şekilde işçi sınıfının sırtına yüklenen gelir vergisi konusunda sözleşmelere giren maddelerdi.
Yine petrokimya sektöründe gerçekleşen TPI ve DYO grevleri, değişik sınıf bölükleriyle birleşmeye çalışan tutumlarıyla dikkat çekti. DYO sözleşmesi kısa bir süre içinde imzalandı. Grev boyunca birçok eylem ve etkinlik gerçekleştiren, düzenledikleri mitingler ve Çiğli Organize Sanayi’de yaptıkları 15-16 Haziran yürüyüşüyle kendi mücadelesiyle sınıfın diğer bölüklerinin mücadelesini birleştirmeye çalışan TPI grevi ise, kapitalist patronun yüzde 30 zam dayatmasını adım adım aşmayı bildi. İşçilerin en son, TPI kapitalistinin yüzde 80 zam dayatmasını reddettikleri aşamada başlayan iflas tartışmalarıyla grev başka bir sürece girdi. Böylece başlangıçta tekil mevzi direnişleri açısından farklı bir yerde duran bu grev de belirsizlik ve çıkışsızlık atmosferi altında sönümlenmiş oldu.
Kamu işçilerinin hak arayışı
Kamu Çerçeve Protokolü sırasında yaşananlar, devletin sadece sermaye sınıfının bekçisi olarak değil, aynı zamanda bir kapitalist işveren olarak yaptığı kirli hesapları ortaya serdi. Aylarca süren görüşmelerde kamu adına toplu sözleşmenin tarafı olan TÜHİS hiçbir zam teklifi yapmazken, son aşamada yaptığı gülünç tekliflerle iktidarın faturayı işçi sınıfına kesmekteki kararlılığını yeniden gösterdi. Yıllardır IMF önerilerinin en önemli parçalarından biri olan “hedef enflasyona göre zam” dayatması bir kez daha YHK sopası gölgesinde hayata geçirildi. Kamu işçileri bu dayatmalara yer yer anlamlı tepkiler ortaya koydular. Özellikle savunma sanayi işçileri hem kendi gerçekleştirdikleri eylemlerle hem de genel eylemlerdeki kararlı duruşlarıyla öne çıktılar. Ne var ki, birleşik bir sınıf hareketinden yoksunluk koşullarında bu tepkiler sendikal bürokrasinin ihanetini aşma başarısı göstermedi.
Kamu işyerleri ile bağlantılı diğer önemli eylemler ise belediyelerde yaşandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde gündeme gelen grevin yanı sıra, çok sayıda CHP’li belediyede işçiler, ödenmeyen ücret ve alacakları için iş bırakma eylemleri ve fiili direnişler gerçekleştirdiler. Büyük çoğunluğu CHP’li belediyelerde yaşanan bu eylemler CHP’li belediyelerin işçi hakları konusundaki düşmanca tutumunu, dolayısıyla emek-sermaye çatışması söz konusu olduğunda düzen siyasetinin nasıl aynı telden konuştuğunu gösterdi.
Sonuç: İşçi sınıfı mücadeleye devam ediyor
Öne çıkan bu örnekler dışında, Türkiye işçi sınıfı 2025 yılı boyunca irili-ufaklı sayısız direniş örneği sergiledi. HepsiJet kuryelerinden ambar işçilerine, tekstil ve metal işçilerinden özel öğretmenlere kadar birçok işkolunda işçi sınıfı örgütlenme ve mücadele arayışını ortaya koymaya devam etti.
Ne var ki, Türkiye’de işçi hareketi, sahip olduğu mücadele potansiyeline ve gösterdiği önemli direniş örneklerine rağmen içinde bulunduğu geri mücadele düzeyi ve parçalı dağınık tablodan çıkmayı başaramadı. Büyük oranda ücret sorununa sıkışan mücadelelerle lokal hareketler sınırında kaldı. 2025 yılı geride kalırken birçok alanda bu lokal mücadeleler devam ediyor. Halen devam eden bu mücadeleler içinde üç tanesini özel olarak anmak gerekiyor:
Tokat’ta Şık Makas işçileri, kapitalistin işbirlikçi Öz İplik-İş ağalarının da desteğiyle dayattığı sefalet koşullarına ve sermaye devletinin baskılarına rağmen kararlı direnişlerini sürdürüyorlar.
Gebze’de Smart Solar işçileri, iki ayı geride bıraktıkları grevlerinde, kapitalist patronun devlet desteğiyle sergilediği grev kırıcılığına, direnişlerini grev kırıcılığının gerçekleştiği fabrikaların önüne taşıyarak yanıt veriyorlar.
MESS kapsamında bulunan iş yerlerinde çalışan metal işçileri, MESS’in yüzde 10’luk sefalet zammı önermesine karşı mücadeleyi 2026 yılına devretmeye hazırlanıyorlar. Türkiye kapitalizminin koçbaşı olan MESS kapitalistleri, asgari ücrete yapılan sefalet zammını da kendilerine kalkan yaparak metal işçilerinin karşısına yeni hak gaspı planlarıyla çıkıyorlar. Metal işçileri ise insanca çalışma ve yaşam koşulları için kararlılıklarını güçlendirmeye çalışıyorlar.
2026 yılı için açıklanan asgari ücretle birlikte, önümüzdeki yıl da sermayenin saldırı planlarında esaslı bir değişiklik olmayacağını, bunun karşısında ise işçi sınıfının tepkisinin ve arayışının güçlenmeye devam edeceğini bugünden söyleyebiliriz. Geride bıraktığımız yılın mücadelelerinin deneyim ve dersleriyle, bu tepki ve arayışın örgütlü bir kanala akması, birleşik ve kitlesel bir işçi hareketinin zemininin oluşturulabilmesi ise halen en önemli ihtiyaçtır.



