Emperyalizm yenilecek!

“Yenilmez görünen, ancak Çin Devrimi’nin büyük önderi Mao’nun da ifade ettiği gibi, aslında kâğıttan bir kaplan kadar kırılgan olan emperyalizmi ve onun savaş ile saldırı politikalarını durdurabilecek tek güç, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların birleşik mücadelesidir.”

ABD emperyalizminin 2026 yılının daha ilk günlerinde Venezuela’ya saldırarak Devlet Başkanı Maduro ve eşini kaçırması, eşine az rastlanır bir haydutluk gösterisi oldu. Sözde yargılanmak üzere apar topar ABD’ye götürülen Maduro, adeta bir savaş ganimeti gibi teşhir edilmeye çalışıldı. Bu aşağılık tutumu, Trump’ın başta Kolombiya ve Küba olmak üzere bir dizi Latin Amerika ülkesini, hatta Grönland üzerinden Danimarka’yı açıkça tehdit etmesi izledi.

Bazen her şeye gücü yeten bir Sezar, bazen de bir televizyon şovmeni edasıyla konuşan Trump, aslında hep aynı mesajı verdi: “Ya taleplerimize teslim olup boyun eğersiniz ya da savaş aygıtımın vahşeti üzerinize yağar.”

Batılı emperyalizmin diğer şefleri ise günlerce lafı dolandırıp durdu. “Sahibinin sesi” olan Batı medyasında cılız itirazlar dışında kayda değer tek bir tepki bile duyulmadı.

ABD emperyalizminin rakipleri olan Rusya ve Çin saldırıyı kınamakla yetindi. Oysa bu operasyonun, aynı zamanda onların yayılma ve genişleme alanlarını daraltmayı hedeflediği apaçık ortadaydı.

Saray rejiminin durumu ise daha da içler acısıdır. “Kardeşim Maduro” ile efendisi Trump arasında sıkışıp kalan Erdoğan rejimi, bu gözü dönmüş saldırganlık karşısında doğrudan tek bir cümle dahi kuramadı. AKP sözcüleri bu uşakça tutumu, alışıldık riyakârlıklarıyla, sözde “sorumlu diplomasi”nin gereği olarak sunmaya çalıştı.

Zevahiri kurtarmak için söz söylemek yine ortağı Devlet Bahçeli’ye düştü. Bahçeli saldırganlığı kınarken, lafı döndürüp dolaştırıp 15 Temmuz’a, “birlik-beraberlik”, “beka” ve “iç cephenin güçlendirilmesi” tartışmalarına getirdi. Emekçiler bir kez daha, sözde emperyalizmin tehlikeli oyunlarına karşı, gerçekte ise iktidarın kendi bekasını tahkim etmeye dönük bu çağrılara muhatap edildi.

Sanki saldırgan Amerikan emperyalizminin bu topraklardaki en sadık uşakları kendileri değilmiş, ülkenin dört bir yanı Amerikan üsleriyle kuşatılmamış, yıllardır Washington’un çıkarları uğruna en kirli politikalara taşeronluk yapılmıyormuş gibi sergilenen bu samimiyetsiz çıkış, şimdilik Amerikan emperyalizmi tarafından fazla mesele edilmedi.

Tüm bu yaşananlar, ortaya çıkan tablo, birçok çevre, kurum ve kişi tarafından Amerikan emperyalizminin “karşı konulmaz gücünün” kanıtı olarak sunuldu. Öyle ki, Trump’la birlikte ABD’nin emperyalist sistem içinde kaybettiği ağırlığını yeniden tesis edeceği, bundan sonra Amerika’ya koşulsuz boyun eğmenin hem emperyalist rakipler hem de dünya işçi sınıfı ve emekçileri için tek çıkış yolu olduğu vaazları peş peşe sıralandı. Ortadoğu’da, İran’da ve dünyanın başka coğrafyalarındaki gelişmeler, her şeyin ABD’nin istediği gibi gittiğinin kanıtı olarak gösterildi.

Oysa durum bambaşkadır. Bu gözü dönmüş saldırganlık, özelde Amerikan emperyalizminin, genelde ise bütünlüğü içinde emperyalist-kapitalist sistemin içinde bulunduğu derin krizden, yaşadığı iç çelişki ve çatışmalardan kaynaklanmaktadır. Emperyalist sistem içindeki hegemonyası gerileyen, özellikle Çin’le girdiği ekonomik ve stratejik rekabette bir türlü istediğini elde edemeyen Amerikan emperyalizmi, çözümü saldırganlığı tırmandırmakta aramaktadır. Aynı anda birçok düğmeye basarak, birçok coğrafyaya eş zamanlı müdahalelerle, sarsılan hegemonyasını zor yoluyla yeniden kurmaya çalışmaktadır.

Emperyalist güçler arasındaki rekabet ve gerilimlerin kendileri için yol açacağı sonuçlar bir yana, bunun dünya işçi ve emekçileri için anlamı açıktır. 

Ya dünyamız ABD’nin başını çektiği emperyalist vahşet ve barbarlıkla kana bulanmaya devam edecektir! Ya da işçiler, emekçiler, yoksul halklar direnişin ve örgütlü mücadelenin yolunu tutarak emperyalist-kapitalist barbarlığa dur diyecektir.

Yenilmez görünen, ancak Çin Devrimi’nin büyük önderi Mao’nun da ifade ettiği gibi, aslında kâğıttan bir kaplan kadar kırılgan olan emperyalizmi ve onun savaş ile saldırı politikalarını durdurabilecek tek güç, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların birleşik mücadelesidir.