Omuz omuza 1 Mayıs’a!

İşçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta, krizin faturasına olduğu kadar demokratik hak ve özgürlüklerimize karşı yapılan saldırılara karşı da alanları doldurmalıyız. Taleplerimizi haykırmalı, kölece çalışma ve yaşam koşullarına karşı sermaye düzeninin karşısına çıkmalıyız. Ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyduğumuz demokratik haklarımıza ve özgürlüklerimize sahip çıktığımızı göstermeli, Saray iktidarının etrafımıza örmeye çalıştığı duvarları omuz omuza verip yıkmalıyız.

Saray iktidarının demokratik haklara ve örgütlülüklere dönük saldırıları yoğunlaşıyor. Toplumsal yaşamın farklı kesimlerinde biriken hoşnutsuzluk ve tepki, zor yoluyla bastırılmak isteniyor. Son günlerde gazetecilerin, mücadeleci sendikacıların, doğa ve çevre savunucularının peşi sıra tutuklanması, AKP-MHP iktidarının bu konuda giderek pervasızlaştığının açık göstergesi oldu.

Seçmen desteği azalan, kitlelerin rızasını üretemeyen her iktidar gibi AKP de faşist baskı ve zorbalığı temel yönetim biçimi hâline getiriyor. Hukuksal kaide ve kurallar bir yana bırakılarak, toplumdaki her tür muhalif düşünce bastırılmak, sindirilmek, mümkünse yok edilmek isteniyor.

Antep’te tekstil kapitalistleri için dikensiz gül bahçesi yaratılmak isteniyor, Akbelen’de Limak Holding’in çıkarları için doğa talan edilmeye hazırlanıyor. BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen, “mevcut yasalar sermayeyi koruyor” dediği için tutuklanıyor. Esra Işık, Akbelen’de yaşanan doğa yıkımına karşı çıktığı için hedef alınıyor. Başaran Aksu, bu tutuklamanın “Limak Holding talimatıyla gerçekleştirildiğini” ifade ettiği için cezaevine konuluyor. Doğukan Akan ise Başaran’ın tutuklanmasının ardından tepki gösterdiği için dört duvar arasına atılıyor. Alican Uludağ ve İsmail Arı gazeteci olup haber yaptıkları için tutuklamanın hedefi oluyorlar.  Adına “Dezenformasyonla Mücadele Yasası” dedikleri bir sopa, Saray’dan telkin edilen bilgiler yerine gerçekleri söyleyen herkesin tepesinde sallanıyor. Saray iktidarı bu yasa sayesinde sadece her söz söyleyeni içeri atmıyor aynı zamanda söz söylemek isteyeni de baştan sindirmek istiyor.

Yakın zamanda yaşanan bu tutuklamalar, ülkenin gerçekliğinin altını kalın çizgilerle ortaya koyuyor. Bunlar, başta işçi ve emekçiler olmak üzere toplumun karşı karşıya olduğu baskı ve zorbalığın yalın bir ifadesidir. Yönetemiyorlar ve yönetemedikçe saldırılarını artırıyorlar. Kapitalistlerin kâr oranlarını korumak, ekonomik krizin tüm yükünü emekçilere yıkmak, doğayı ve çevreyi maden şirketlerinin talanına açmak, gerici ve kirli çıkarlarını hayata geçirmek için susan, tepki göstermeyen, biat eden bir toplum yaratmak istiyorlar.

Bu zincir kırılmalı, baskı ve yasaklar mücadelenin gücüyle aşılmalıdır. İşçi sınıfı emeğine ve haklarına sahip çıkmalı, bu mücadeleyi, söz söyleme, eylem yapma, tepkisini ortaya koyma ve örgütlenme hakkına sahip çıkmakla birleştirebilmelidir. İşçi ve emekçiler haklı ve meşru taleplerini dile getiremiyor, tepkisini gösteremiyor, düşüncesini ifade edemiyorsa; en sıradan sendikal örgütlenme çabası dahi saldırıya uğruyorsa; gazeteciler ve sendikacılar sudan sebeplerle tutuklanıyorsa, açlık, yoksulluk ve sefalet kaçınılmaz hâle gelir. Bu saldırılar hepimizedir ve bir avuç sömürücü zorbanın işçi sınıfına ve emekçilere yönelik açtığı topyekûn savaşın parçalarıdır.

İşçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ta, krizin faturasına olduğu kadar demokratik hak ve özgürlüklerimize karşı yapılan saldırılara karşı da alanları doldurmalıyız. Taleplerimizi haykırmalı, kölece çalışma ve yaşam koşullarına karşı sermaye düzeninin karşısına çıkmalıyız. Ekmek gibi, su gibi ihtiyaç duyduğumuz demokratik haklarımıza ve özgürlüklerimize sahip çıktığımızı göstermeli, Saray iktidarının etrafımıza örmeye çalıştığı duvarları omuz omuza verip yıkmalıyız.