Her geçen gün derinleşen ve dahası toplumu da çürüten bu tablonun değişmesi, düzenin sözde “temiz eller” operasyonlarıyla mümkün değildir. Bu tablo ancak rantın, yolsuzluğun, çeteleşmenin ve beraberinde çürümenin kaynağı olan sermaye düzenine karşı mücadele ile değiştirilebilir. Bunu yapacak tek güç ise işçi ve emekçilerdir. İşçi ve emekçiler, yaşanan bu çürümenin önüne ancak mücadele sayesinde geçebilir, kendilerinin ve çocuklarının geleceğini ancak böyle kazanabilirler.
Günlerdir ardı ardına gerçekleşen “sansasyonel” operasyonlar adeta film izlenir gibi izleniyor. Haber kanallarına, holdinglere, şirketlere operasyonlar yapılıyor. Yasadışı bahis, uyuşturucu, fuhuş, kara para, şike gibi suçlarla sanatçılar, siyasetçiler, futbolcular, kulüp yöneticileri, sosyal medya fenomenleri ve medya çalışanları peş peşe gözaltına alınıyor, bazıları tutuklanıyor.
Operasyonlar, bugüne kadar iktidarın nimetleriyle beslenerek servet biriktiren kişileri de kapsayınca, pek çok insan bu operasyonların nedenlerine dair yorumlarda bulunuyor. AKP iktidarının iç dalaşmaları, iktidarın yeni bir rejimi inşasında “zemin düzlemesi”, taht kavgaları ya da artan ekonomik sorunlar karşısında milyonlarca emekçiyi oyalayarak gündem saptırma ve topluma gözdağı verme amacı taşıdığı vb. pek çok yorum iç içe geçiyor.
Milyonlarca liranın döndüğü bu “kirli işler”in birdenbire ortaya çıkmadığı ve münferit olaylar olmadığı ise herkesin malumu… Operasyonların arkasında ne var sorusu, daha önemli bir soruyu çoğu zaman gölgede bırakıyor. İktidarla içli dışlı bazı kişi ve kesimleri de içine alan ve kara paradan yasadışı bahise, rüşvetten uyuşturucuya ve fuhuşa kadar uzanan bu çürümenin kaynağında ne var?
İktidar tarafından günlerdir yaşananların tekil örnekler olduğu propaganda edilse de, operasyonlar “temiz eller” operasyonu olarak adlandırılsa da, bu suçların hepsi bizzat iliklerine kadar çürümüş ve kokuşmuş sistemden besleniyor.
Her türlü kirli işe dayalı servet birikimi, rant, rüşvet, yolsuzluk vb. kapitalist sistemin doğasında vardır. Bu düzenin dümenini tutan saray rejimi ise derinleşen siyasal ve ekonomik krizle birlikte ayakta kalabilmek için her yola başvuruyor. Türkiye uyuşturucunun sadece transit merkezi değil, üretim üssü haline geldi. Yasadışı bahis devasa bir sektör olarak alabildiğine palazlandı. Yeter ki “para gelsin” diyerek ardı ardına güncellenen “varlık barışı” yasasıyla paraların nereden geldiği sorulmadan, yurt dışı ve yurt içinden her türlü kirli para akışı sağlandı. Bu kara paralar, inşaat, turizm ve hizmet sektörlerinde “aklanarak”, tekleyen ekonominin çarklarının dönmesi için sıcak paraya dönüştürüldü. Bu sayede, iç içe geçmiş kayıtlı ve kayıtsız paralar ile pek çok kişi servetlerine servet kattı.
Her türlü kirli iş üzerinden elde edilen zenginlik, toplumun bir kesiminin şatafatlı yaşamının kaynağı oluyor. Öte yandan, düzen tepeden tırnağa çürüdükçe toplumu da giderek çürütüyor. Ekonomik krizin ve yoksulluğun girdabında çıkış bulamayan emekçiler, uyuşturucu ile sersemletiliyor. Kolay yoldan para kazanma güdüsüyle umudu bahis sitelerinde görüyor.
Her bir mahalleye ve en ücra köşelere yayılan bu ağlarla aynı zamanda toplumun değerlerinde de erozyon yaratılıyor. Köşe dönmecilik, kolay yoldan para kazanma, hırsızlık meşru hale getiriliyor.
Bu çürüme tablosu birileri için daha fazla servet birikimi anlamına gelirken, egemenler için yoksulluğu kolaylıkla yönetmenin, kitleleri yozlaştırmanın ve edilgenleştirmenin aracına dönüşüyor.
Her geçen gün derinleşen ve dahası toplumu da çürüten bu tablonun değişmesi, düzenin sözde “temiz eller” operasyonlarıyla mümkün değildir. Bu tablo ancak rantın, yolsuzluğun, çeteleşmenin ve beraberinde çürümenin kaynağı olan sermaye düzenine karşı mücadele ile değiştirilebilir. Bunu yapacak tek güç ise işçi ve emekçilerdir. İşçi ve emekçiler, yaşanan bu çürümenin önüne ancak mücadele sayesinde geçebilir, kendilerinin ve çocuklarının geleceğini ancak böyle kazanabilirler.