Ne yoksulluğu ne de baskı ve zorbalığı ortadan kaldıracak, “adaleti” tesis edecek olan seçimler ya da sandık değildir. İşçi sınıfı olarak kapsamlı saldırılar karşısında yayılan boş hayallere ve yanılsamalara kapılmamalıyız. Bu karanlık tablodan çıkışın ve gerçek çözümün yolu, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen kesimlerin örgütlenmesinden ve mücadelesinden geçmektedir. Krizin faturasının üzerimize yüklenmesine ve tüm toplumu karabasan gibi saran baskı ve zorbalığa karşı tek çözüm, dişe diş mücadeledir.
AKP-MHP iktidarı, pervasızca saldırılarını gün geçtikçe artırmaya devam ediyor. Bir yandan derinleşen krizin faturasını işçi ve emekçilerin üzerine yıkarken, öte yandan baskı ve zorbalık politikalarıyla muhalefeti sindirmeye çalışıyor. İktidar, ayakta kalmak için toplumun tüm kesimlerine yönelik saldırganlığın dozunu artırırken, düzen muhalefetinin temsilcisi olan CHP üzerindeki kuşatmayı da yoğunlaştırıyor. Yerel yönetimlerde rant kaynaklarını kaybeden ve seçmen desteğini önemli ölçüde yitiren AKP iktidarının, CHP’li belediyelere dönük sistematik saldırıları sonucu şu ana kadar 20’nin üzerinde belediye başkanı ve çok sayıda belediye çalışanı tutuklandı. CHP’li belediyelerin çok yönlü ablukaya alınması, şantaj ve diğer yöntemlerle AKP’ye geçişlerin zorlanması, istenen sonuç alınamadığında ise tutuklama ve kayyım uygulamaları, neredeyse AKP’nin rutini hâline geldi.
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu ve bazı bürokratların tutuklanmasının ardından, baskı ve zorbalık rejimine karşı başta gençlik kitleleri olmak üzere yüz binlerce insan sokaklara çıktı. Bir düzen partisi olan CHP ise, sokaklara çıkan kitlelerin öfke ve tepkisini soğutmak için özel bir çaba sarf etti. Bir süre devam eden eylemlerin ardından, yüz binlere faşist baskı ve zorbalık karşısında yine “sandık” işaret edildi. Yaşanan bunca hukuksuzluğa, tutuklama ve gözaltı terörüne karşı AKP iktidarına “sandıkta” ders verileceği söylendi. CHP ise 19 Mart eylemleri çekildiğinden bu yana sandığı örgütlemek için il il mitingler düzenlemek dışında, devam eden saldırılar karşısında neredeyse hiçbir şey yapmadı.
Geride kalan bir yılda kitlelerin sefalet ve zorbalık politikalarına karşı hoşnutsuzluğu arttı. Süregelen operasyonlar ve son olarak Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı’nın tutuklanarak belediyeye el konulmasının ardından CHP, bir kez daha erken ya da “olmadı” ara seçim çağrısını yükseltti.
Oysa ki saray rejiminin baskı ve zorbalıkta sınır tanımadığı, başta Anayasa olmak üzere kendi yasalarını bile ayaklar altına aldığı bir dönemden geçiyoruz. Erken seçim bir yana, olağan seçimlerin bile yapılıp yapılmayacağı belirsizdir. Böyle bir süreçte kitlelerin mücadelesini örgütlemek yerine sandığı işaret etmek dışında bir şey yapamamak, düzen muhalefetinin aczini gösteriyor. Yoksulluğun ve adaletsizliğin, devlet kurumlarını ele geçirmiş bir iktidar tarafından uygulanan baskının “seçimle” son bulacağını iddia etmek ise bir yanılsamanın ötesinde, bilinçli bir aldatmacaya işaret ediyor.
Öte yandan saray rejiminin şefi Erdoğan’ın bu talebe yanıtı gecikmedi. “Erken veya ara seçim yok, Türkiye’yi çok uluslu şirketler için bir yönetim merkezi hâline getirmeye çalışıyoruz” sözleriyle Erdoğan, sadece seçime kapalı olduğunu söylemekle kalmadı; aynı zamanda son dönemde iktidara desteğini artıran uluslararası sermayeye de mesaj verdi.
Ne yoksulluğu ne de baskı ve zorbalığı ortadan kaldıracak, “adaleti” tesis edecek olan seçimler ya da sandık değildir. İşçi sınıfı olarak kapsamlı saldırılar karşısında yayılan boş hayallere ve yanılsamalara kapılmamalıyız. Bu karanlık tablodan çıkışın ve gerçek çözümün yolu, işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen kesimlerin örgütlenmesinden ve mücadelesinden geçmektedir. Krizin faturasının üzerimize yüklenmesine ve tüm toplumu karabasan gibi saran baskı ve zorbalığa karşı tek çözüm, dişe diş mücadeledir.
Bizler için çözüm seçimde değil, mücadele ve direniştedir!