Madencilik sektöründe çalışan işçilerin karşı karşıya kaldığı ağır sorunlar da bu mücadelenin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Başta siyanürlü altın arama olmak üzere, maden işçilerinin yaşamını tehdit eden her türlü uygulama yasaklanmalıdır.
Türkiye’nin geleceği büyük bir tehdit altında bulunuyor. Maden tekelleri tarım ve hayvancılığı bitirmek, doğayı mahvetmek için her yolu deniyorlar. AKP iktidarından tam destek alıyorlar.
AKP iktidarı maden şirketlerinin çıkarları için seferber oluyor. Şirketler lehine yasalar çıkarıyor, her türlü teşviki sunuyor. Mümkün olsa ülkenin her yanını maden sahasına çevirmek istiyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 485 maden sahasını daha ihaleye açma kararı alması, bu arsız talanın 2026 yılında da büyük bir hızla süreceğini gösteriyor.
Açılan her yeni ihale, verilen her yeni ruhsat doğanın biraz daha yağmalanması anlamına geliyor. Çevre talanı büyüyor, doğal kaynaklar üzerinden elde edilen rant katlanıyor. Son 15 yılda 380 bini aşkın maden ruhsatı verildi. “Doğal kaynakları ekonomiye kazandırma” söylemiyle yürütülen bu politika gerçekte yeraltı zenginliklerinin sermayeye peşkeş çekilmesi manasına geliyor. Maden sahaları genişledikçe ormanlar yok oluyor, dereler kirleniyor, toprak zehirleniyor. Plansız, önlemsiz ve ranta dayalı madencilik on binlerce köylüyü yaşam alanından ediyor.
Maden tekellerine yönelik tepki de büyüyor. Bu talana karşı eylemli mücadele aralıksız sürüyor. ÇED raporlarına karşı açılan davalar ve gerçekleştirilen eylemler artıyor. Sömürge tipi madenciliğe karşı yürütülen mücadele, bazı bölgelerde şirketleri engellemeyi başarıyor. Buna rağmen uluslararası şirketlerin aldığı izinler artmaya devam ediyor.
Vahşi madencilik en fazla emekçi köylüyü vuruyor. Emekçi köylüler ülkenin dört bir yanında eylemlerini sürdürüyor. Maden avcısı kapitalist tekellerin tarımsal üretimi mahvettiğini belirterek, “Zeytin, fındık, buğday, arpa; kısacası tarım ve hayvancılık bir şehre ekmek verir, maden ise sadece zehir taşır” diyorlar.
İşçi sınıfı maden talanına karşı emekçi köylülerle dayanışma içinde olmalıdır. Çevre sorununu kendi geleceğinin bir parçası olarak görmelidir. Dağları, dereleri, ovaları, su havzalarını, ormanları, tarım alanlarını ve meraları yok eden vahşi madenciliğe karşı mücadeleyi büyütmelidir.
Madencilik sektöründe çalışan işçilerin karşı karşıya kaldığı ağır sorunlar da bu mücadelenin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Başta siyanürlü altın arama olmak üzere, maden işçilerinin yaşamını tehdit eden her türlü uygulama yasaklanmalıdır.
Maden tekellerinin sömürüsüne ve yol açtıkları çevre yıkımına geçit vermemek için mücadele işçi sınıfı için ertelenemez bir görevdir.


