Emperyalist savaş ve saldırganlık politikalarını engellemek için verilecek mücadelenin, sadece bombalar altında yaşam savaşı veren kardeş halklara verilecek bir destek değil, kendi geleceğimiz, yaşam koşullarımız ve siyasal haklarımız için de olduğunu unutmamalıyız.Bunun için öncelikle Ortadoğu’daki savaş ve saldırganlık politikalarının suç ortağı olan AKP iktidarının politikalarına karşı çıkmalıyız. “Katil ABD-İsrail Ortadoğu’dan defol!”, “Tüm ABD ve NATO üsleri kapatılsın!” talepleriyle mücadeleyi yükseltmeliyiz.
ABD ve siyonist İsrail’in İran’a dönük emperyalist saldırıları iki haftayı geride bıraktı. Barbarların daha başında olduklarını söyledikleri savaşta bugüne kadar pek çok yerleşim yerinin bombalanması sonucu binlerce insan yaşamını yitirdi.
Bu yıkım savaşı ABD ile İran arasında nükleer program üzerine görüşmeler sürerken başlatıldı. Bu savaşın gerekçesi ne İran’ın elindeki nükleer silahlar ne de İran’da gerici yönetimin tahakkümü altındaki İran halkının “özgürlüğünü” sağlamaktır. Emperyalistlerin ve siyonistlerin tek amacı, hegemonya mücadelesinde güç ve etkilerini artırmak, Ortadoğu’da tam hakimiyet sağlamak ve İran’ın yer altı ve yer üstü kaynaklarını ele geçirmektir.
Emperyalistler Filistin, Lübnan ve Suriye’nin ardından şimdi de İran’da saldırıları tırmandırıp tüm bölgeyi kan gölüne çevirirken, bunun bedelini öncelikle Ortadoğu halkları ödüyor. İran’ın ve Lübnan’ın üzerine yağan bombalar büyük bir yıkım yaratıyor. Halkların yoksulluğu daha da derinleşiyor, pek çok insan göç etmek zorunda kalıyor.
İki haftayı aşkındır gece-gündüz İran ve Lübnan halklarının üzerine düşen bombaları adeta bir film gibi izlesek de, yaşanan süreç bu ülkenin emekçileri olarak bizleri de doğrudan ilgilendiriyor.
Öncelikle hemen yanı başımızda bu savaştan hiçbir çıkarı olmayan kardeş halklarımız, bu savaşın bedelini, başta insan kayıpları olmak üzere çok yönlü olarak ödüyor.
Öte yandan, büyük bir saldırganlıkla karşı karşıya kalan İran’ın dünya ölçeğinde petrol ticaretinin kritik geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı kesmesinin ardından petrol fiyatları hızla yükselişe geçti. Türkiye’de akaryakıt fiyatlarına bir hafta içinde iki kez zam geldi. Ham maddesi petrol olan pek çok ürüne, artan mazot fiyatlarıyla birlikte gübreye ve yiyeceklere yeni zamlar da birbirini izledi.
Bu durumun, zaten halihazırda büyük bir ekonomik kriz içinde olan Türkiye’deki tabloyu daha da derinleştirmesi ve yeni bir enflasyon dalgasına yol açması kaçınılmazdır. Bunun emekçiler için sonucu ise daha da artan fiyatlar, eriyen ücretler ve düşen alım gücü olacaktır.
AKP iktidarı, krizin faturasını emekçilere ödetebilmek için uyguladığı baskı ve zorbalık politikalarını, savaşın ağırlaştığı koşullarda “milli çıkarlar” örtüsüyle daha da artırmaktan kaçınmayacaktır.
Bugün Türkiye İran’a yönelik emperyalist savaşın fiilen içinde olmasa da, safı açık ve nettir. Göbekten bağlı olduğu Amerikan emperyalizminin ve NATO’nun hizmetindedir.
Türkiye’de bulunan Kürecik radar üssü, İran’dan fırlatılan füzelerin rotası ve hızı konusunda ABD’ye ve İsrail’e istihbarat sunmaktadır.
Konya ve İncirlik askeri üsleri ABD ve NATO’nun doğrudan hizmetindedir. Bu tabloda Türkiye, İran’a yönelik savaşın fiilen içinde olmasa bile, Ortadoğu’da emperyalistlerin savaş politikalarının ortağı olarak hareket etmektedir.
Bu politikaların parçası olarak, başta bizlerin vergileri olmak üzere ülkenin kaynakları sözde “milli güvenlik” adına savaş sanayisine ayrılmaktadır. 2026 bütçesinde savunma ve güvenlik için ayrılan, devasa bir rakam olan 2 trilyon 155 milyar lira bile bunu göstermektedir.
Türkiyeli işçi ve emekçiler olarak, ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin İran halklarına dönük saldırılarına karşı çıkmalı ve İran halkıyla dayanışma içinde olmalıyız.
Emperyalist savaş ve saldırganlık politikalarını engellemek için verilecek mücadelenin, sadece bombalar altında yaşam savaşı veren kardeş halklara verilecek bir destek değil, kendi geleceğimiz, yaşam koşullarımız ve siyasal haklarımız için de olduğunu unutmamalıyız.Bunun için öncelikle Ortadoğu’daki savaş ve saldırganlık politikalarının suç ortağı olan AKP iktidarının politikalarına karşı çıkmalıyız. “Katil ABD-İsrail Ortadoğu’dan defol!”, “Tüm ABD ve NATO üsleri kapatılsın!” talepleriyle mücadeleyi yükseltmeliyiz.