Nazım’ın Kore’ye dair şiirleri yalnızca bir dönemin değil, bir düzenin eleştirisidir. O düzen, Amerikan çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı, açgözlü bir sermaye sınıfı tarafından bugün de sürdürülmekte ve itiraz edenler hâlâ “vatan hainliği” ile suçlanmaya devam edilmektedir.
Yıl 1950… Türk askerleri, çoğu anne babanın adını bile bilmediği Kore’ye gönderilir. Kore Savaşı’nın başını çeken ABD’dir. Türkiye ise Demokrat Parti iktidarının politikaları doğrultusunda bu savaşa dahil olur. Temel amaç, Batı emperyalizmiyle tam bir bütünleşme sağlamak ve Kore’ye asker gönderme karşılığında NATO’ya girişi başarmaktır.
İktidar halka yalan söyler. Basın organları; Kore halkının komünistlerin zulmüne maruz kaldığını, eğer durdurulmazlarsa aynı tehlikenin Türkiye’yi de ele geçireceğini ve modern dünya ile birlikte “medeniyeti savunma”nın Kore’den geçtiğini yazar. Gazeteler, halkın çoğunun adını bile bilmediği bir coğrafyada yürütülen savaşı yüceltir ve kutsar.
Tüm bu söylemler, kapitalist çıkarlarının üzerini örtmenin bir aracıdır. Gerçekte olan ise Amerikan çıkarları doğrultusunda Kore’nin bölünmesi ve Kore topraklarının bir kısmının Amerika için bir üs haline getirilmesidir.
ABD durumdan memnundur. Öyle ki, ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles, en ucuz askerin Türkiye’den sağlanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken şu küstah ifadeleri kullanır:
“Müttefiklerin en ucuz askeri Türkiye’dendir; bir askerin maliyeti yalnızca 23 senttir.”
Günün baskı koşullarında ve estirilen şovenist histeri içerisinde bu sözlere çok az tepki verilir. İşte Nazım Hikmet’in “23 sentlik asker” şiiri bu insanlık dışı matematiğe karşı verilmiş bir cevap olarak o günlerde kaleme alınır:
“23 sentlik asker,
23 sentlik insan
– yani bir tek sarımsak demetinden bile ucuz -”
Nazım’ın dizeleri, emperyalistlerin köle olarak gördüğü halklara bakışındaki kibri bir tokat gibi yüzlerine çarpar. Emekçi halkın çocukları, onların gözünde pazardaki bir demet sarımsaktan daha değersizdir. Anadolu insanının hayatı, egemenlerin terazisinde “iki yüz gram koyun eti, iki kilo kuru soğan ya da bir çift iskarpin” ile ölçülür. Amerikan sermayesinin ülkeye akacak olmasından memnuniyet duyan burjuvalar ve siyasetçiler ise cepheye sürülecek olanlar kendi çocukları olmadığı yerde durumdan hoşnuttur. Beş bin genç, sermayenin ihtiyaçları ve emperyalizme hizmet için ölüme sürülür.
Nazım, onları ölüme gönderenlerin hangi sınıfa ait olduğunu aynı şiirde şöyle teşhir eder:
“Seni oraya sürenler,
seni bu hale koyanlar
– seni, yirmi üç sentlik asker –
onlar, senin sırtından doyanlar.”
Nazım Hikmet’in Kore Savaşı’na yönelik eleştirisi bununla sınırlı kalmaz. 1959’da yazdığı “Diyet” şiirinde bu kez doğrudan Adnan Menderes’i hedef alır. Kore’de uzuvlarını kaybeden bir askerin ağzından konuşarak, iktidarın Amerikan yönetimi karşısındaki utanç verici boyun eğişini eleştirir ve şöyle seslenir:
“Diyetimi istiyorum Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da.”
Aynı dönemde savaşa karşı çıkan herkes baskının hedefi olur. Barış yanlıları tutuklanır, gazeteler susturulur. Behice Boran ve birçok aydın cezalandırılır. Nazım da bu baskıdan payını alır, Amerikan çıkarlarına karşı çıktığı için “vatan haini” ilan edilir. Nazım, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı savunma yapmak yerine, emperyalizm uşağı bezirganların üzerine yürür şiiriyle. Ünlü “Vatan haini” şiiri, sermaye sınıfının vatanseverlik adı altındaki riyakârlığını ortaya koyan bir manifesto olarak o günden bu yana dillerde yankılanır.
“Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Nazım’ın Kore’ye dair şiirleri yalnızca bir dönemin değil, bir düzenin eleştirisidir. O düzen, Amerikan çıkarlarına sıkı sıkıya bağlı, açgözlü bir sermaye sınıfı tarafından bugün de sürdürülmekte ve itiraz edenler hâlâ “vatan hainliği” ile suçlanmaya devam edilmektedir.



