Emperyalist-siyonist barbarlığa geçit yok!

“Savaşın nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak yaşananlar emperyalistler arası hegemonya mücadelesinin bir yansımasıdır. Ve onların bu kavgasının dünya halklarına getirebileceği tek şeyin yeni savaşlar, yeni katliamlar olacağı da ortadadır. Bu yüzden emperyalizme ve emperyalist savaşlara karşı her zamankinden daha güçlü bir şekilde ve daha yüksek sesle meydanları doldurmanın zamanıdır.”

28 Şubat’ta ABD emperyalizmi ve siyonist İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş, ikinci ayına girerken küresel güç dengelerinde köklü bir sarsıntıyı da beraberinde getiriyor. Başlangıçta “hızlı bir zafer”, rejim değişikliği, nükleer tesislerin imhası ve İsrail’in bölgesel çıkarlarının garanti altına alınması gibi hedeflerle yola çıkan Trump yönetimi, İran’ın beklenmedik direnci nedeniyle ciddi bir “stratejik hezimet” riskiyle karşı karşıya.

Asimetrik savaş yöntemlerini, balistik füze kapasitesini ve Hürmüz Boğazı üzerindeki “akıllı kapatma” stratejisini devreye sokan İran, açık ki Trump yönetimine soğuk terler döktürüyor.

Özellikle Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler küresel enerji krizini de derinleştirerek petrol fiyatlarını yüz doların üzerine taşıdı, ABD’nin on yıllardır kurduğu dünya hegemonyasının en önemli araçlarından biri olan petrodolar düzenini tartışılır hale getirdi. Dahası bu kriz NATO içindeki çatlakları da bir kez daha gün yüzüne çıkardı. ABD’de milyonlarca kişinin katıldığı kitlesel protestolar ve Pentagon içindeki görevden almalar ise, ABD emperyalizmi ve Trump yönetimi için savaşın sadece dışarıda değil, içeride de büyük bir meşruiyet krizi yarattığını gösteriyor. Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlandığı söylenen geçici ateşkes, ABD için içine düştüğü krizden kurtulmanın, en azından zaman kazanmanın bir adımıydı. Ama ateşkesin ilk iki günü yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı ve Trump bir kez daha kin ve nefret dolu diline geri döndü. Ateşkesten bir gün önce İran medeniyetini “taş devri”ne döndürmekle tehdit eden Trump, şimdi bir kez daha benzer tehditlerle sadece İran’ı değil tüm dünya halklarını tehdit ediyor.

Açık ki İran Savaşı’nda ABD emperyalizminin stratejik hedefi emperyalist-kapitalist düzene çeki düzen verme, sarsılan hegemonyasını yeniden tesis etme çabası üzerine kuruluydu. İran’da elde edeceği zaferi rakiplerine karşı stratejik bir barikat kurmak, müttefiklerini ise hizaya sokma aracı olarak kullanmak istiyordu. Daha 3 ay önce Venezuela’da oynadığı oyunu bu kez İran üzerinden tekrarlamak niyetindeydi. İran rejimini kendi istediği gibi şekillendirebilseydi Çin ve Rusya’nın Ortadoğu ve Afrika’ya ulaşmalarını sınırlayacak, Çin’in bağımlı olduğu enerji kaynaklarının bir kısmını kesmiş olacaktı. Ve tabii ki NATO ülkelerinin yanı sıra Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Hindistan gibi ortaklarını da kendi Asya-Pasifik stratejisine tam uyumlu hale getirmek için önemli bir mevzi kazanacaktı.

Ne var ki gelinen aşamada ABD emperyalizminin bu hedeflerinin hiçbirine ulaşması mümkün görünmüyor. Önce, İran liderlerini öldürdüğünde sevinçten sokaklara döküleceğini sandığı İran halkının ABD emperyalizmini kurtarıcı olarak görmediği gerçeği ile yüzleşti. Ardından İsrail’in “Demir Kubbesi” delik deşik edildi. Kendisinin hava üstünlüğünün simgesi olan, görünmez denilen savaş uçaklarının düşürülmesiyle tartışılmaz askeri üstünlüğü sarsıntıya uğradı. Hürmüz’ü açmak için yaptığı koalisyon çağrıları ise “en yakın” müttefiklerinden bile karşılık bulmadı. Dahası bazı Avrupa ülkeleri hava sahalarını ABD jetlerine kapatarak kendi çıkarlarını ABD’nin jeopolitik kumarına feda etmek istemediklerini gösterdiler. Ve buna elbette savaşın ABD içinde ortaya çıkardığı tartışmaları da eklemek gerekiyor.

Trump’ın üst perdeden gürültülü tehditlerinin nedeni de tam olarak burada yatıyor. Zira sahip olduğu büyük askeri üstünlüğün bile dünya hegemonyasını korumasına yetmeyebileceği İran’da yaşanan gelişmelerle birlikte her geçen gün daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor.

Savaşın nasıl sonuçlanacağından bağımsız olarak yaşananlar emperyalistler arası hegemonya mücadelesinin bir yansımasıdır. Ve onların bu kavgasının dünya halklarına getirebileceği tek şeyin yeni savaşlar, yeni katliamlar olacağı da ortadadır. Bu yüzden emperyalizme ve emperyalist savaşlara karşı her zamankinden daha güçlü bir şekilde ve daha yüksek sesle meydanları doldurmanın zamanıdır.