“1 Mayıs alanlarını dolduran on binler, tüm engellemelere karşın Taksim yöneliminde ısrar eden devrimci irade ve çok yönlü krizlerin yıkıcı etkisi karşısında her geçen gün büyüyen toplumsal öfke, 2026 1 Mayıs’ının her şeye rağmen önemli bir başlangıç noktası olabileceğini göstermektedir.”
Dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı, emekçiler ve ezilen halklar 1 Mayıs’ta meydanları doldurdu. Taleplerini ve özlemlerini haykırdı. Türkiye’de de farklı il ve ilçelerde düzenlenen mitinglere on binlerce kişi katıldı. Eylemler yaygın olsa da, devrimci-ilerici güçler ve bağımsız sendikaların yasaklara rağmen ortaya koyduğu Taksim iradesi dışında, genel olarak alışılmış bir seremoni sınırlarını aşmakta zorlandı.
Mitinglerde krizin faturası, emperyalist saldırganlık, iktidarın baskı politikaları ve diğer toplumsal sorunlar öne çıktı. Özellikle Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılan eylemlerde, iktidar eliyle dayatılan çevresel yıkım da önemli gündemlerden biri oldu.
İşçi sınıfı ve emekçiler, ağır bir ekonomik kriz ve buna eşlik eden baskı politikaları altında yaşamın giderek zorlaştığı bir dönemden geçiyor. Bu koşullarda gerçekleşen 1 Mayıs eylemleri, taşıdığı renklilik ve yer yer ortaya çıkan coşkuya rağmen hem nicelik hem nitelik olarak bu saldırılara güçlü bir yanıt olmaktan uzak kaldı.
Mevcut koşullarda şaşırtıcı olmayan bu durum, sınıf hareketinin karşı karşıya olduğu iki temel gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Bunlardan ilki, ekonomik, sosyal ve siyasal sorunlara karşı duyulan güçlü öfkenin hâlâ kendisini eylemli bir tepki olarak dışa vurmadığı/vuramadığı gerçeğidir. Açlık, yoksulluk, ağır vergi yükü, düşük ücretler, sendikal hakların gaspı ve demokratik hakların kısıtlanması gibi sorunlara rağmen, bu saldırıların muhatabı olan emekçi kitlelerin yalnızca sınırlı bir bölümü alanlara çıkmıştır. Milyonlarca işçi ve emekçinin gündemine 1 Mayıs yeterince sokulamamış, bugün tüm bu saldırılara karşı ortak bir mücadele günü hâline getirilememiştir.
Oysa bu başarılamadan, yani biriken öfke ve tepki eylemli bir güce dönüştürülmeden, ne sermayenin saldırılarını püskürtmek ne de 1 Mayıs’ı tarihsel ve güncel anlamına uygun bir mücadele günü olarak gereğince örgütlemek mümkündür.
İkincisi ise sendikal hareketin durumudur. İşçi sınıfı mücadelesinin en temel araçlarından biri olan sendikaların tepesindeki bürokratik yapılar, yalnızca sendikal mücadeleyi değil, en asgari düzeyde bir 1 Mayıs’ı örgütleme irade ve kapasitesinden de yoksun olduklarını bir kez daha göstermişlerdir. 1 Mayıs öncesinde yaşanan tartışmalar ve eylem alanlarından yansıyan tablo, konfederasyonların bu konudaki tarihsel meşruiyetinin ciddi biçimde aşındığını yeniden gözler önüne sermiştir.
Bu iki sonuç, yapılması gerekeni de ortaya koymaktadır. Yalnızca tarihsel ve güncel anlamına uygun 1 Mayıslar örgütlemenin değil, aynı zamanda sermaye sınıfı ve iktidarın bütünlüklü saldırılarını püskürtmenin yolu da aynı yerden geçmektedir: fabrika fabrika, işyeri işyeri sınıfın çalışma ve yaşam koşullarına karşı duyduğu öfkenin örgütlenmesi ve sendikalar üzerinden kurulan bürokratik tahakkümün sendikalardan sökülüp atılması.
İç içe geçmiş bu iki görevin yerine getirilmesi, işçi hareketini yeniden toplumsal bir güç haline getirmekle kalmayacak, aynı zamanda işçi sınıfının büyük bedeller ödeyerek kazandığı 1 Mayıs’ın tarihsel ve güncel anlamına uygun biçimde yeniden kazanılmasının önünü açacaktır.
Sınıf devrimcileri, büyük bir sabır ve kararlılıkla bu görevlerin yerine getirilmesi için çalışmayı sürdürecektir. Bunu yaparken, sınıf hareketinin mevcut durumdan yalnızca ekonomik ve demokratik taleplere dayalı bir mücadeleyle çıkamayacağını, asıl meselenin siyasal bir sınıf hareketi yaratmak olduğunu ve bunun da sınıfa devrimci bir müdahaleyi zorunlu kıldığını bir an bile unutmayacaklardır.
Karşı karşıya bulunulan tüm olumsuz koşullara rağmen, 1 Mayıs alanlarını dolduran on binler, tüm engellemelere karşın Taksim yöneliminde ısrar eden devrimci irade ve çok yönlü krizlerin yıkıcı etkisi karşısında her geçen gün büyüyen toplumsal öfke, 2026 1 Mayıs’ının her şeye rağmen önemli bir başlangıç noktası olabileceğini göstermektedir. Böyle bir başlangıç için sınıf seferberliğine girişmek ortaya çıkan tablodan rahatsız olan her bir öncü işçinin görevidir.



