‘89 eylemleri: İşçilerin baharı

Bahar Eylemleri ise aradan geçen zamana rağmen izlenmesi gereken yolu göstermeye devam etmektedir. Yapılması gereken, dünün dersleri ile sınıf hareketini yeniden toplum çapında etkin bir güç haline getirmeyi başarmaktır.

89 Bahar Eylemleri, Türkiye sınıf hareketi tarihinin en önemli eylemlerinden biridir. Bu eylem dalgası 1987-1988 yılları arasında kendini ortaya koyan bir dizi grev ve direniş üzerinden mayalanmış, 1989 yılı kamu sözleşmeleri sırasında kitlesel yaygın eylemlerle kendini dışa vurmuştur. Bahar Eylemleri yaygınlık ve kitlesellik açısından sınıf hareketi tarihimizin en güçlü eylemli süreci olmuştur.

Peki, Bahar Eylemleri neydi? İşçi sınıfının hangi kesimleri bu eylemlere katıldı? İşçiler ne istiyordu? Dahası, üzerinden 37 yıl geçmesine rağmen bugün bizlere nasıl bir miras bıraktı?

Her şeyden önce, 1,5 milyondan fazla işçinin fiilen katıldığı bu büyük eylem dalgasının doğduğu koşullara bakmak gerekiyor. Ekonomik ve siyasi kriz içinde debelenen sermaye düzeni, 12 Eylül darbesiyle yalnızca devrimci hareketi ve işçi hareketini ezmekle, demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmakla kalmadı. Darbenin ardından “24 Ocak Kararları” olarak adlandırılan neoliberal saldırı programının hayata geçirilmesinin de önü açıldı.DİSK’in kapısına kilit vurulup mücadeleci işçi örgütleri kapatıldı. İşçilerin reel ücretleri kısa sürede düşmeye başladı. Kazanılmış haklar gasp edilerek çalışma koşulları giderek kötüleşti. Asker postalları altında kuralsız bir çalışma rejimi inşa edilmeye çalışıldı. 12 Eylül’ü alkışlayan dönemin kapitalistlerinden Halit Narin’in dediği gibi, “şimdi gülme sırası” patronlardaydı.

Sözde seçimler yapılıp parlamenter sisteme geri dönüldüğünde, iktidara gelen ANAP hükümeti dönemi sınıfa dönük saldırıların yoğunlaştığı bir süreç oldu. İşçilerin reel ücretleri üçte birine düşerken öfke giderek birikiyordu. Sermaye sınıfının dayatmaları karşısında ilk kıvılcımı 1986 yılında NETAŞ işçileri çaktı. “Bu yasalarla grev yapılamaz” denilen bir atmosferde, 2650 NETAŞ işçisi aylar boyunca engellere, yasaklara ve baskılara rağmen kararlılıkla grevini sürdürdü. NETAŞ grevinin sonuçları yalnızca elde ettiği ekonomik kazanımlar açısından değil, sınıfın diğer bölüklerine izlenmesi gereken yolu göstermesi, işçi sınıfının büyüyen öfkesine kanal açması bakımından da önem taşıyordu. ‘87-‘88 arasında gerçekleşen bir dizi grev ve fiili direnişin ardından bu yoldan ilk yürüyenlerden biri de kamu işçileri oldu.

1989 yılına gelindiğinde, 600 bin kamu işçisini doğrudan ilgilendiren toplu sözleşme görüşmelerinde devletin yüzde 35 zam teklifi, eylemlerin fitilini ateşledi. Kamu işçileri, Mart ayından sözleşmenin imzalandığı 18 Mayıs’a kadar ülkenin dört bir yanında eylemlerini dalga dalga büyüttü. Bu süreçte yaygın ve kitlesel eylemler gerçekleşti. “Vizite eylemi” adı altında fiili grev ve iş bırakmaların yanı sıra, tüm engellemelere rağmen şehir merkezlerinde kitlesel yürüyüşler düzenlediler. Sakal bırakma, yemek ve servis boykotları, çıplak ayaklı yürüyüşler, geçinemediklerini göstermek için toplu boşanma davaları açma ve çocuklarını evlatlık vermek için başvuruda bulunma gibi, sansasyonel eylem biçimlerine başvurdular.

Kamu işçileri, bu eylem ve direnişleri, önlerine barikat kurmaya çalışan sendikal bürokrasiyi aşarak, bürokratları önlerine katarak, tabanın gücüne ve inisiyatifine dayanarak gerçekleştirdiler.

Dönemin ANAP hükümeti, bu yaygın ve kitlesel eylemler karşısında geri adım atmak zorunda kaldı. 18 Mayıs’ta imzalanan toplu sözleşme, iktidarın yüzde 40’lık teklifi ve sendikaların yüzde 70’lik talebinin üstünde, yüzde 142 zam oranıyla sonuçlandı. Bahar Eylemleri, ücretlerde ciddi iyileşmeler sağlarken, aynı zamanda 12 Eylül darbesine karşı uzun süre sessiz kalan işçi sınıfının bu düzenin sonuçlarına verdiği ilk güçlü yanıt oldu.

Kamu işçilerinin eylemlerinin ardından, grevleri yasaklanan Karabük ve İskenderun işçileri de yasağı tanımayarak grevlerini sürdürdü ve 137 günün sonunda onlar da önemli kazanımlar elde etti.

İşçi sınıfının eylem dalgası, 1991’de Zonguldak maden işçilerinin büyük yürüyüşünün Mengen’de durdurulması ve sendika bürokratların ihanetiyle sona erdirilmesine kadar sürdü. Ardından Körfez Savaşı’nı fırsat bilen iktidarın baskı-yasakları ve sendikal bürokrasinin buna çanak tutmasıyla bu dalga kırıldı.

Kamu işçilerinin eylemleri ve onu izleyen maden işçilerinin yürüyüşüyle doruğa ulaşan 1989-1991 işçi eylemleri, daha ileri taşınamamış olsa da işçi sınıfının mücadele tarihine önemli bir miras bıraktı.

Her şeyden önce, işçilerin ancak kendi gücüne dayanarak ve taban örgütlülüklerine yaslanarak kazanabileceğini bir kez daha gösterdi. Aynı zamanda, sınıf hareketinin önündeki en büyük engellerden biri olan sendika bürokrasisinin etkisinin de bu yolla aşılabileceğini…

Öte yandan, ulaşılan mücadele düzeyinin gücü ne olursa olsun, devrimci bir siyasal önderlik ve buna dayanan bir sendikal anlayıştan mahrumiyet koşullarında hareketin sınırlarını da ortaya koydu. 

Bu eylemlerin etkisi yalnızca ekonomik alanla sınırlı kalmadı. Sermaye sınıfının temsilcisi ANAP hükümetine yönelen siyasal bir duruş da sergiledi. Nitekim ANAP’ın güç kaybederek iktidardan düşmesinde bu eylemler ve ona yön veren öfke ve tepki önemli bir rol oynadı.

Bugün işçi sınıfı ve emekçiler ülke tarihinin en kapsamlı saldırılarıyla karşı karşıya. Sınıfın bağrında biriken öfke ve tepki kendini dışa vurmak için yeni yollar aramaktadır. Bahar Eylemleri ise aradan geçen zamana rağmen izlenmesi gereken yolu göstermeye devam etmektedir. Yapılması gereken, dünün dersleri ile sınıf hareketini yeniden toplum çapında etkin bir güç haline getirmeyi başarmaktır.