Şiddeti düzen üretiyor!

Şiddeti engellemek, şiddetten beslenen ve onu sürekli üreten bu sömürü düzenine karşı işçi ve emekçilerin mücadelesini yükseltmekle mümkündür. Çocuklarımızı korumak ve onlara yaşanabilir bir gelecek sunmanın başka bir yolu yoktur.

Nisan ayının ortasında önce Urfa Siverek’te bir öğrencinin okulda gerçekleştirdiği ve 16 kişinin yaralandığı saldırıyla sarsıldık. Bu olayın şoku atlatılamadan, 24 saat sonra Maraş’ta yine bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen saldırıda biri öğretmen olmak üzere 11 kişi yaşamını yitirdi.

Ardı ardına yaşanan bu saldırılar toplumda büyük bir infial yarattı. Pek çok aile, çocuklarını okula gönderirken hâlâ tedirginlik yaşıyor.

Saldırıların hemen ardından iktidar sözcüleri, olayların gerçek nedenlerini tartışmak yerine bunları “münferit” vakalar olarak göstermeye çalıştı. Saldırganlığı çocukların bireysel psikolojisine bağladılar. Sosyal medya, şiddet içerikli oyunlar ve dijital platformlar vb. etkilerden dem vurdular. Ardından da bilindik “çözüm” önerileri devreye sokuldu, okullarda polis ve jandarma varlığının artırılması, sosyal medyaya erişim kısıtlamaları, dijital alanların denetimi… Hatta çocuklar üzerinde sürekli gözetim anlamına gelen “siber devriye” gibi uygulamalar gündeme getirildi.

Oysa asıl sorulması gereken soru şudur: Okullarda giderek artan şiddetin kaynağı nedir? Öğretmenlere yönelik saldırılardan toplu katliamlara varan bu tabloyu ne beslemektedir?

Öncelikle söylemek gerekir ki, okullarda yaşanan şiddet toplumun her alanında tırmandırılan şiddetten bağımsız değildir. Günümüzde kadınlara, çocuklara, emekçilere, hatta hayvanlara dönük şiddet tırmanışa geçmiş durumdadır. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde artan şiddet vakaları “münferit” diyerek geçiştirilemez. Toplumun yaşadığı sosyal sorunlara ve bunların kaynağı olan politikalara bakmak gerekir.

Sermaye iktidarı, sömürüye ve eşitsizliğe dayalı bu düzeni sürdürmek ve ayakta kalmasını sağlamak için şiddeti sürekli üretir. Özellikle son 24 yılda sermayenin vurucu gücü olan AKP iktidarı eliyle şiddete kaynaklık eden politikalar alabildiğine tırmandırıldı. Eşitsizlikleri ve yoksulluğu yönetebilmek için işçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler üzerinde baskı ve şiddet artırıldı. Topluma boyun eğdirmek, daha fazla sersemletmek için uyuşturucu, kumar, fuhuş, çeteleşme vb. yaygınlaştırılarak aynı zamanda toplumun çürümesi de hızlandırıldı.

Son süreçte okullarda ve somut olarak gençlerde yaşanan şiddet bu tablodan bağımsız değildir. 2012 yılında yaptığı bir konuşmada Erdoğan ne diyordu? “Dindar ve kindar bir nesil yetiştirmeliyiz!”

Gençlik, her geçen gün artan ekonomik ve sosyal sorunlar nedeniyle geleceğini göremez hâle geldi, umudunu kaybetti. Bilimsel niteliğini gün geçtikçe kaybeden, ÇEDES’lerin ve MESEM’lerin hâkim hâle getirilmeye çalışıldığı eğitim sistemi piyasacı ve gerici bir niteliğe büründü. Son dönemde örneklerine sıklıkla rastladığımız çeteleşme ve mafyatik özentiler, geleceğini göremeyen gençler için bir adres hâline gelmeye başladı. Tüm bu sosyal sorunlarla birlikte alabildiğine bireyselleşen gençlik kesimlerinde şiddet kolayca başvurulan bir yönteme dönüştü. Yaşanan saldırılar, şiddetin olağanlaştırıldığı ve öfkenin öğretmenlere ve öğrencilere yöneltildiği atmosferin bir sonucu olarak gerçekleşti.

Okul saldırılarını ve okullardaki şiddeti ortadan kaldırmak, çocukların ve gençlerin de bir parçası olduğu toplumda işçilere, emekçilere ve kadınlara dönük şiddeti ortadan kaldırmaktan geçer. Bu da şiddetin bizzat sorumlusu olanların yapabileceği bir şey değildir.

Şiddeti engellemek, şiddetten beslenen ve onu sürekli üreten bu sömürü düzenine karşı işçi ve emekçilerin mücadelesini yükseltmekle mümkündür. Çocuklarımızı korumak ve onlara yaşanabilir bir gelecek sunmanın başka bir yolu yoktur.