Kapitalistler her koşulda kazanıyor! Kriz varsa teşvik alıyor, af alıyor, kârını katlıyor. Yaşanan ekonomik yıkımın faturası ise vergilerle, özelleştirmelerle, OVP gibi sermaye programlarıyla işçinin sırtına yükleniyor. Bu bütünlüklü yıkım programına karşı topyekûn mücadele etmek gerekiyor.
Boğaz köprülerinin satış planının yeniden gündeme gelmesi, yıllardır adım adım örülen özelleştirme saldırısının yeni bir halkasıdır. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün satılması tartışması, yalnızca bir gelir yaratma meselesi değildir. Yıllardır devam eden “kamusal varlıkların” sermaye tarafından talan edilmesinin süreceğinin açık bir göstergesidir.
Daha önce birçok kamu işletmesinin doğrudan özel yatırımcılara devriyle başlayan süreç, köprü ve otoyolların işletme haklarının devriyle sürdü. Şimdi de elde kalan ne varsa onu da sermayeye verme arayışına dönüşmüştür.
Elbette kendini ve sermayeyi ihya etmeye doymayan iktidar, bu satıştan da önemli bir gelir elde etmeyi arzu ediyor. Zira resmi rakamlar bile ekonomik politikaların iflas ettiğini gösteriyor. 2026 Ocak’ında 1 trilyon 181 milyar TL vergi ödedik. Saniyede yaklaşık 455 bin TL vergi sırtımızdan toplandı. Buna rağmen bütçe ocak ayında 214 milyar 500 milyon TL açık verdi.
Bu açık, OVP ve yeni vergilerle emekçilere fatura ediliyor. Satışlardan gelen kaynaklar ise sermaye sınıfına yeni teşvikler ve servet aktarımından başka bir işe yaramıyor. Vergiyi işçi ve emekçiler ödüyor, sermaye ise sürekli kazanıyor. Bu tür satışlardan bütçe açığı kapanmıyor, tersine kapitalistlere yeni kaynaklar aktarılıyor.
Özelleştirmenin bilançosu ortada: TEKEL, şeker fabrikaları, limanlar, elektrik dağıtım şirketleri, maden sahaları, iletişim şirketleri devredildi. Devlete ait üretim alanları ya kapatıldı ya da düşük bedellerle özel şirketlere bırakıldı. Elde edilen gelir ise gerisin geri sermaye sınıfına aktarıldı. Sonuç, işçinin haklarının tırpanlanması, kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi, halkın yoksullaşması oldu.
Bir de Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli var… Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Avrasya Tüneli gibi projelerde verilen araç ve geçiş garantileri tutmadığı için, farkı Hazine, yani işçiler ve emekçiler ödüyor. Yani geçmediğimiz halde parasını veriyoruz. Döviz üzerinden verilen garantiler ile kur arttıkça şirketlerin kasası doluyor.
Bu nedenle mesele yalnızca köprülerin satışı değildir. Mesele AKP iktidarının özelleştirme adı altında yürüttüğü bütünlüklü saldırı programıdır. Tartışma, köprülerin kimin tarafından işletileceği değil, halkın ödediği vergilerin ve ülke zenginliklerinin hangi sınıfın çıkarı için kullanıldığıdır. Asıl çarpıtma burada gerçekleşiyor: Özelleştirmelerle halk yoksullaşıyor, sermaye kazancını garantiye alıyor. Vergilerle bütçe açıkları emekçinin sırtından kapatılırken, özelleştirmeler sermaye sınıfı için yeni rant kapıları yaratıyor.
Kapitalistler her koşulda kazanıyor! Kriz varsa teşvik alıyor, af alıyor, kârını katlıyor. Yaşanan ekonomik yıkımın faturası ise vergilerle, özelleştirmelerle, OVP gibi sermaye programlarıyla işçinin sırtına yükleniyor. Bu bütünlüklü yıkım programına karşı topyekûn mücadele etmek gerekiyor.



