Kapitalizm bölücüdür!

Sömürü, savaş ve zorbalık düzeninin tepesinde oturanlar artık eskisi gibi yönetemiyorlar ve bundan sonra da yönetemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Dahası yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemediklerini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmeye başlıyorlar. Alttan alta o “kudretli” iktidar sahiplerinin saraylarını başlarına yıkacak bir mücadele mayalanıyor. “Vatansever” kılıklı faşist zihniyetler ise tarihin her evresinde böyle dönemlerin en kullanışlı aparatları oldular.

8 Mart’ta ilk sinyali verdiler. Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’da gerçekleştirdiği kararlı direnişte ilk provokasyon denemelerini yaptılar. Ve nihayet ODTÜ’de “bayrağa saldırdılar” naraları eşliğinde devrimci gençleri hedef haline getirerek kendilerine ülke gündeminde bir yer açtılar. İlk değillerdi, son da olmayacaklar!

Sosyal medya eliyle köpürttükleri suni gündem bir tarafa gerçek niyetlerini çok öncesinde zaten açıkça ortaya koymuşlardı. Bu ülkede işçi mücadelesi, kadın mücadelesi, doğa mücadelesi “onların tekelinde”ymiş! Daha doğrusu hakkını arayan işçinin, kadının, köylünün hangi sloganı atacağına, hangi sözü söyleyeceğine ancak onlar karar verebilirmiş!

Yapmaya çalıştıkları da bundan başka bir şey değil. Herhangi bir yerde kendilerini herhangi bir işçi direnişine, kadın eylemine ya da çevre mücadelesine önderlik ederken, hak mücadelesi verirken gören kimse olmadı. Sadece devam eden eylemlere gidip “hoşlarına gitmeyen” sloganları protesto edip gerginlik çıkarmaya, provokasyonlarla eylemleri sabote etmeye, kendilerini gündem haline getirmeye çalışıyorlar.

ODTÜ’de yaptıkları da farklı bir şey değildi. ODTÜ, ABD emperyalizminin bir projesi olarak kurulmuş, “vatansever” iktidarlar da ABD’nin bu projesine seve seve aracılık etmişlerdi. Ama, aynı ODTÜ, kurulduğu günden itibaren devrimci gençliğin kararlı mücadelesi sayesinde bu topraklarda anti-emperyalist mücadelenin kalelerinden biri haline geldi. İşte bu yüzden, bu “vatansever, bayrak sevdalısı kadınlar”ın abileri de hiç sevemediler, hazmedemediler ODTÜ’de yaratılan mücadele geleneğini…

İşte bu kindarlıkla büyük bir coşkuyla devam eden şenliğin ortamını gerip ardından da bayrağın arkasına saklandılar! Evet, saklandılar! Ve evet, bayrağın kutsallığı gibi bir dertleri de yoktu. Zaten hiçbir zaman da olmadı. Aynı bayrağı ABD başta olmak üzere emperyalistlerin hizmetine sunanlar “vatansever” abilerinden başkası değildi. Bu ülkenin devrimci işçileri ve gençleri ABD emperyalizminin simgesi 6. Filo’nun askerlerini denize dökerken, onlar, ABD askerlerini ağırlamak için genelev duvarlarını boyamakla meşgullerdi. Onlar, bayrak sevdalısı falan değil! Onlar, haklı mücadelelerin üzerine gölge düşürmek, eylem ve direnişleri sabote etmek için görevlendirilmiş bir aparattan başka hiçbir şey değil!

Bu nedenle, bir anda gündem haline geldikleri dönem de hiç şaşırtıcı değil. Sömürü, savaş ve zorbalık düzeninin tepesinde oturanlar artık eskisi gibi yönetemiyorlar ve bundan sonra da yönetemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Dahası yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemediklerini her geçen gün daha yüksek sesle dile getirmeye başlıyorlar. Alttan alta o “kudretli” iktidar sahiplerinin saraylarını başlarına yıkacak bir mücadele mayalanıyor. “Vatansever” kılıklı faşist zihniyetler ise tarihin her evresinde böyle dönemlerin en kullanışlı aparatları oldular.

Kapitalizm bölücüdür! Kapitalizm insanları böler, ayrıştırır! Etnik kimliğine, dinine, mezhebine, diline göre ayırır ve birbirine düşman eder. Çünkü, sömürü düzenini ancak böyle ayakta tutabilir. Çünkü, dünya üzerindeki tek gerçek bölünmeyi, dünyayı emeği ile var edenlerle o emeği gasp ederek sefa sürenler arasındaki bölünmeyi ancak böyle gözlerden uzak tutabilir. Faşist aparatlarını sahaya sürer. Bu aparatlar eliyle hem dünyanın en ulu, en güçlü ulusu olduğunu anlatıp böbürlenir, hem de tüm dünyanın kendisine karşı olduğu masalıyla mağdur rolü oynayıp sahte bölünmeler etrafında kutuplaşmalar yaratmaya çalışır.

Peki, bu bölücülere sonunda ne mi olur? Onlar her zaman kapitalist sömürü düzeninin tek gerçek bölünmüşlüğünün ağırlığı altında ezilip yok olurlar. Her hortladıklarında insanlığa yaşattıkları acıların ardından ait oldukları yere, tarihin çöplüğüne geri dönerler. Onları bekleyen son, İkinci Dünya Savaşı’nda Sovyet halklarının zaferinin ardından Hitler’in ve Nazizmin yaşadığı sondan farklı değildir.