İşçi hareketinin yıllardır içine düşürüldüğü cendereden çıkması, sermayenin, sendika bürokrasisinin ve iktidarın oluşturduğu şer üçgeninin varlığına rağmen ayakları üzerinde durup kendine çizilen sınırları aşması, ona önderlik iddiasında olanların önce kendi sınırlarını aşmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Öncü ve devrimci işçiler, kendi sınırlarına hücum etmeden ve sınıfı örgütleme çabasını kendi örgütlülük düzeylerini ve eylem kapasitelerini geliştirme çabasıyla birleştirmeden sınıf hareketinin sorunlarını aşması için gerekli kapasite ortaya çıkamaz.
2026 1 Mayıs tablosuna bakıldığında, işçi hareketimizin bir dönüm noktasında olduğunu söylemek ya da büyüyüp gelişen bir hareketin eşiğinde olduğumuzu iddia etmek elbette kolay değildir. Derinleşen krize ve buna karşı büyüyen öfkeye rağmen, alanlara inen işçi sayısının hâlâ sınırlı kaldığı açıktır. Resmî rakamlara göre eylemlere yaklaşık 250 bin kişi katılmıştır.
Her geçen gün derinleşen ekonomik kriz ve yoğunlaşan baskı rejiminin yol açtığı tepkiye rağmen, bu durum 1 Mayıs alanlarına gereğince yansımamıştır. Bu tablo sınıf kitlelerinin mücadele ve bilinç düzeyi, sendikaların durumu, sermaye sınıfının işten atmalar başta olmak üzere saldırıları ve sınıfın siyasal örgütlenmelerinin mevcut hali birlikte düşünüldüğünde sürpriz değildir.
Ancak pandemi döneminden bu yana gelişen süreci incelediğimizde, işçi sınıfının yalnızca alttan alta öfke ve tepki biriktirmediği, özellikle son dönemde daha yoğun bir şekilde bir dizi önemli grev ve direniş gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu durum, uzun süredir geniş işçi kitlelerini esir alan mücadeleye ve onun çözücü gücüne olan güvensizliğin parça parça da olsa kırılmaya başladığını göstermektedir.
Yaygın kanı ve görünümün aksine, işçi sınıfının mücadele düzeyinde bir gelişim ve ilerleme vardır. Sorun, ortaya çıkan bu eylemliklerin hem bilinç hem de daha önemlisi mücadele kapasitesi açısından kendi dar sınırlarını aşamaması ve harekete geçen sınıf bölüklerinin sınıfın diğer kesimlerini etkileme gücünün zayıf kalmasıdır. Bu sınırlar zorlandığında ise maden işçileri örneğinde olduğu gibi, geniş toplumsal kesimler harekete geçirilebilmekte, süregiden mücadele sınıfın diğer bölüklerini etkileyebilmekte ve sermaye ile siyasal iktidara geri adım attırabilmektedir.
Uygulanan ekonomik programın, özellikle yükselen hayat pahalılığına rağmen sürdürülen düşük ücret dayatmalarının yıkıcı etkisi geniş emekçi kesimleri yoksulluğa ve sefalete mahkûm etmektedir. Bu programdan güç alan kapitalistler, her türlü kural ve kanunu bir yana bırakarak keyfî uygulamalara yönelmektedir. İşten atmalar kitlesel boyutlar kazanmaktadır. Her kriz döneminde ilk akıllarına gelen şey işçilerin hak ve alacaklarına çökmek olan kapitalistlerin hukuksuz uygulamaları yaygınlaşmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında, önümüzdeki yaz aylarında da başta ücretlere ek zam olmak üzere bir dizi talebin gündeme gelmesi muhtemeldir. Son dönemde alınan ve bir kısmı uygulanmaya başlanan grev kararları, tüm bu uygulamalara karşı grev, direniş ve eylemlerin önümüzdeki dönemde artacağının bir başka habercisidir.
Bu tablo içinde ortaya çıkan her güçlü mücadele örneği, bunun ürünü olarak sağlanan her kazanım bir diğerini etkileyecek, her kararlı mücadele ötekine cesaret taşıyacaktır.
Tüm bu tabloda en önemli sorun, karşı karşıya kalınan ekonomik, sosyal ve siyasal saldırılar karşısında mücadele etmek dışında başka bir seçeneği bulunmayan ve buna adeta mecbur bırakılan geniş emekçi kitlelerin büyük ölçüde örgütsüz olmasıdır. Bu örgütsüzlük durumu, sözde sendikal örgütlenmelere mensup işçiler için de geçerlidir.
Dolayısıyla öfke ve tepki kendiliğinden mücadeleye dönüşmeyecek, kararlılık ve örgütlülük kazanamayacaktır. Bu durumda sorun, buna önderlik etme iddiasında olanların neyi ne kadar yapacaklarında kilitlenmektedir.
İşçi hareketinin yıllardır içine düşürüldüğü cendereden çıkması, sermayenin, sendika bürokrasisinin ve iktidarın oluşturduğu şer üçgeninin varlığına rağmen ayakları üzerinde durup kendine çizilen sınırları aşması, ona önderlik iddiasında olanların önce kendi sınırlarını aşmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Öncü ve devrimci işçiler, kendi sınırlarına hücum etmeden ve sınıfı örgütleme çabasını kendi örgütlülük düzeylerini ve eylem kapasitelerini geliştirme çabasıyla birleştirmeden sınıf hareketinin sorunlarını aşması için gerekli kapasite ortaya çıkamaz.
Yapılması gereken, bir örgütlenme seferberliği içinde tüm bu dinamikleri gereğince kapsamak, bunu yaparken de sınıf içinde öncü-devrimci işçileri bir araya getirecek mevzileri oluşturmak, büyütmek ve güçlendirmektir.