Gülistan Doku cinayeti ve çürüyen düzen gerçeği…

Gülistan Doku cinayetinde sürecin faillerin yargılanması evresine gelmesi, başta ailesi olmak üzere ilerici-devrimci kurumların, kadınların ve hukukçuların mücadelesiyle mümkün olduysa, kadınların katledilmesinin engellenmesi ve faillerden hesap sorulması da ancak başta kadınlar olmak üzere emekçilerin birleşik mücadelesiyle sağlanacaktır.

Geçtiğimiz haftaların en önemli gündemlerinden biri, kuşkusuz Dersim’de bundan 6 yıl önce şüpheli bir şekilde ortadan kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişmelerdi. Soruşturma kapsamında Gülistan’ın katledilmesinin sorumlusu olarak dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel ile birlikte 14 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında dönemin Vali Sonel’in kendisi de yer alıyor.

Adalet Bakanı, 2025 yılında yeni delillere ulaşıldığını ve soruşturmanın bu aşamaya yeni geldiğini iddia etse de 6 yıldır “Gülistan Doku nerede?” sorusunu sormaktan vazgeçmeyen ailesi, ilerici-devrimci kurumlar ve kadın örgütleri, süreç boyunca delillerin karartılmaya çalışıldığına, iddialar karşısında gerekli adımların atılmadığına ve faillerin araştırılmasının engellendiğine dikkat çekiyor.

Dönemin valisi de dâhil olmak üzere bir dizi devlet görevlisinin yargılanması için “düğmeye” basılmasında farklı iç hesapların olduğu iddiası doğru bile olsa, sürecin bu aşamaya kadar gelmesi başta Gülistan’ın ailesi olmak üzere yıllardır sürdürülen mücadelenin bir ürünü olarak görülmelidir.

Gülistan Doku cinayeti ve arkasından yaşanılanlar bu ülkede kadınların yaşamlarının güvende olmadığını bir kez daha gösterdi. Özellikle son 24 yıldır AKP iktidarının izlediği politikalardan beslenerek kadına yönelik şiddet ve cinayetler alabildiğine artış gösterdi. Sermaye düzeninin, kadınların kazanılmış haklarını gasp eden ve kadınlara düşmanca yaklaşan politikaları, devletin tüm kurumlarıyla şiddet faillerine adeta kol kanat germesi, şiddetin daha da tırmanmasına yol açtı.

Ancak Gülistan Doku cinayeti sürecinin bize gösterdiği bir başka gerçek, genç bir kadının katledilmesinin ardından cinayetin üstünün örtülmesi için devletin tüm olanaklarının nasıl seferber edilebildiğidir. Gülistan’ın, valinin oğlu ve arkadaşları tarafından katledildiği, bir kentte devleti temsil eden en büyük mülki amirin, emniyetin, devlet hastanesi yönetiminin vb. kurumların yöneticileri eliyle bu cinayetin örtbas ettirdiği ortaya çıktı. Bunlar yetmezmiş gibi dönemin İçişleri Bakanı’ndan AKP il yöneticilerine kadar uzanan bir ağ ile cinayetin sorumlularının korunduğu ve soruşturmanın engellendiği görüldü.

Gülistan Doku’nun tekil bir örnek olduğu iddia edilse bile, henüz aydınlatılamayan Rabia Naz’dan Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman’a kadar birçok kadın ve çocuk cinayeti de benzerlik taşımaktadır. Bu düzende şiddet suçunu işlemiş ya da buna dâhil olmuş devlet görevlilerinin korunup kollandığı bir sır değildir. Yaşananlar, bu düzenin tepeden tırnağa çürüdüğünü bir kez daha gözler önüne sermektedir.

AKP iktidarının yargısının başına yeni getirilen ve kirli bir sicile sahip Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku davası sürecinden yola çıkarak “adaleti tesis etmek” için adım attıklarını, başta kadın ve çocuklar olmak üzere faili meçhul cinayetler için bir daire başkanlığı kurulduğunu duyurdu. Görülen o ki, kamuoyuna mal olmuş bazı dosyalar üzerinden kendi kirli geçmişini temize çekme derdinde Adalet Bakanı.

Gülistan Doku cinayetinde sürecin faillerin yargılanması evresine gelmesi, başta ailesi olmak üzere ilerici-devrimci kurumların, kadınların ve hukukçuların mücadelesiyle mümkün olduysa, kadınların katledilmesinin engellenmesi ve faillerden hesap sorulması da ancak başta kadınlar olmak üzere emekçilerin birleşik mücadelesiyle sağlanacaktır.