Varlık barışı değil, işçiyi soygun fermanı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dolmabahçe’de ilan ettiği “Türkiye Yüzyılı Vergi Paketi”, bir kez daha bu sömürü düzeninin kimin için çalıştığını tescilledi. Paketin kalbinde yer alan “Varlık Barışı ve Sektörel Muafiyetler”, aslında halkın cebinden çalınanların suç ortaklarına iadesidir.

“Reform”, “teşvik” ve “müjde” ambalajıyla pazarlanan yeni ekonomi paketi Meclis koridorlarında dolaşıyor. İçeriği ise yıllardır ezberlediğimiz o karanlık nakaratın tekrarından ibaret: Sermayeye vergi cenneti, işçiye vergi cehennemi!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Dolmabahçe’de ilan ettiği “Türkiye Yüzyılı Vergi Paketi”, bir kez daha bu sömürü düzeninin kimin için çalıştığını tescilledi. Paketin kalbinde yer alan “Varlık Barışı ve Sektörel Muafiyetler”, aslında halkın cebinden çalınanların suç ortaklarına iadesidir.

Varlık Barışı: Kirli paranın aklanma töreni

Yeni düzenleme, yurt dışındaki parasını, altınını ve menkul kıymetini Türkiye’ye getiren “gizemli” sermaye sahiplerine kapıları ardına kadar açıyor. Üstelik sadece yüzde 2-3 oranında komik bir vergiyle!

Peki, işçi ne ödüyor? Henüz maaşını almadan gelir vergisi dilimleriyle boğuşuyor, maaşının yüzde 15 ile 40’ı arasında değişen kısmını devlete bırakıyor. Sermaye ne yapıyor? Nereden geldiği belli olmayan milyarlarını “barış” adı altında sembolik bir bedelle aklıyor, üzerine bir de “vergi incelemesinden muafiyet” zırhı kuşanıyor.

Teşvik aldatmacası: İşçinin sırtından finansman

Paketle birlikte ihracatçı kurumlar vergisi indirilirken, yazılım ve oyun sektörüne yüzde 100 vergi istisnası (fiilen sıfır vergi) getiriliyor. Bu “vergi avantajları” birilerinin kâr hanesini büyütürken, bütçede açılan devasa delik yine bizlerin sırtına yükleniyor. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 2026 sonu için enflasyon hedeflerini yüzde 16 bandında tutmaya çalıştıklarını anlatırken “iç talebin dengelenmesinden” ve “sıkı duruştan” bahsediyor. Bu bürokratik dilin Türkçesi şudur: İşçi sınıfı harcamasın, kemer sıksın, düşük ücrete razı olsun ki biz sermayenin kârını koruyalım.

Enflasyonun faturası dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV) tüm temel ihtiyaçlarımıza, ekmeğimize, sütümüze, ulaşımımıza yüklenirken; asıl enflasyonu yaratanlar “vergi istisnası” ile ödüllendiriliyor.

Türkiye’de toplanan toplam verginin yaklaşık yüzde 65’i dolaylı vergiler üzerinden bizlerden toplanıyor. Türkiye’de kurumlar vergisi (şirketlerin ödediği) toplam vergi gelirlerinin küçük bir kısmını oluştururken, aslan payı bordrolu çalışanların sırtında.

Seyirci kalma, soyguna dur de!

Bu paket, soframızdaki son zeytine göz dikmiş bir eldir. Onlar “varlık barışı” yaparken bizleri yoksullukla savaşa mahkûm ediyorlar. Sermayeye tanınan 20 yıllık vergi muafiyetlerine, işçilerin daha yılın başında girdiği yüksek vergi dilimlerine, kaşıkla verip kepçeyle alan bu vergi sistemine, Merkez Bankası’nın “fiyat istikrarı” adı altında bizleri yoksulluğa mahkûm eden politikalarına karşı susmak kabullenmektir. Fabrikalarda, atölyelerde, sokaklarda bu teşvik aldatmacasını dur diyelim.