Arjantin işçi sınıfı güçlü bir mücadele geleneğine sahip. On yıllar boyunca askeri faşist diktatörlüklere, neoliberal kemer sıkma programlarına ve IMF dayatmalarına karşı direnişler ve genel grevler örgütlendi. Bugün de tablo farklı değil. Tabanda büyüyen öfke, sendikal bürokrasiyi de adım atmaya zorluyor. Genel grev, yalnızca bir tepki değil, uzun soluklu bir mücadelenin habercisi olarak görülüyor.
Neo-faşist Javier Milei, 2023’te göreve geldiğinden bu yana Arjantin’i kemer sıkma programıyla yönetiyor. Kamu harcamalarında kesintilere giden, sübvansiyonları kaldıran vb. ekonomik politikalar uygulandı. Bu doğrultuda kararnameler yayımlandı, parlamentodan kapsamlı yasa paketleri geçirildi. Şimdi de “iş gücü piyasası reformu” adı verilen yeni bir yasa paketi gündemde. Emek örgütlerinin “kölelik reformu” dediği bu yasa sınıfa yönelik saldırıları yeni bir aşamaya taşıyor.
Senato ve Temsilciler Meclisi’nde kabul edilen tasarı son onay sürecini bekliyor. Bu süreçte ülke genelinde grevler, kitlesel yürüyüşler ve polisle çatışmalar yaşandı ve 24 saatlik genel greve gidildi. Bu, Milei’nin göreve gelmesinden bu yana gerçekleşen dördüncü genel grev oldu. Ülkenin büyük bölümünde hayat durma noktasına geldi. Ulaşım büyük ölçüde felç oldu, yüzlerce uçuş iptal edildi, otobüs ve tren seferleri önemli ölçüde aksadı. Ülkenin en büyük sendikal konfederasyonu CGT’nin (Genel İşçi Konfederasyonu) çağrısını yaptığı greve çalışanların yüzde 90’ından fazlasının katıldığı açıklandı.
İşçi sınıfına karşı kapsamlı saldırı dalgası
Yasa paketi, çalışma sürelerinden kıdem tazminatına, sendikal haklardan grev “özgürlüğüne” kadar pek çok alanda köklü değişiklikler öngörüyor. Sendikal hakları hedef alıyor, grev hakkına sınırlamalar getiriyor. Sağlık, eğitim, ulaşım, enerji ve ihracat gibi geniş bir alan “temel hizmet” ilan ediliyor. Bu alanlarda grev sırasında faaliyetlerin yüzde 50-75 oranında sürdürülmesi zorunlu tutuluyor. Böylece fiilen grev hakkı işlevsiz hale getiriliyor. İşyerinde toplantılar işveren iznine bağlanıyor. İşgal ya da işgal çağrısı ağır yaptırımlara ve işten çıkarmaya gerekçe sayılabiliyor.
Çalışma süreleri konusunda da köklü değişiklikler söz konusu. Günlük çalışma fiilen 12 saate kadar çıkarılabiliyor. Bu durum güya “gönüllülük” adı altında sunuluyor. Ancak yoksulluk oranının yüzde 50’yi aştığı, reel ücretlerin düştüğü ve kayıt dışı çalışmanın yüzde 40’ların üzerinde olduğu bir ortamda “gönüllülük”, fiilen zorunluluğa dönüşüyor. Ayrıca fazla mesai ücreti zorunlu olmaktan çıkarılıyor. Fazla çalışmanın karşılığı para yerine izin olabiliyor. Kıdem tazminatı oluşturulacak bir fona devrediliyor.
Hastalık ve iş kazalarıyla ilgili düzenlemeler de saldırının önemli bir başka boyutu. Tatil hakkı belirli aylarda ve en fazla yedi gün kullanılabiliyor. İş kazalarında ücret güvencesi düşürülüyor. Hastalık izni ödemeleri azaltılıyor. Böylece işçiler, yaralandıkları ya da hastalandıklarında bile gelir kaybı korkusuyla çalışmak zorunda bırakılıyor.
İşçi sınıfı yeniden sahneye çıkıyor
Özellikle 2023’ten itibaren Arjantin’de işçi sınıfı, yüksek enflasyon, kamu harcamalarında kesintiler ve özelleştirme planlarına karşı yoğun bir mücadele yürüttü. İş güvencesini tehdit eden ve reel ücretlerini düşüren kemer sıkma programlarına karşı kamu çalışanları, öğretmenler, ulaşım işçileri ve diğer sendikalar sık sık grevler gerçekleştirdi. 2023-2024 yıllarında büyük sendikaların öncülüğünde ülke çapında genel grevler yapıldı. Talepler arasında ücret artışı, sosyal yardımların korunması, işten çıkarmaların sınırlandırılması ve özelleştirmelere karşı kamu hizmetlerinin savunulması vardı.
Bugün işçiler açısında sorun, sadece yeni saldırıyı püskürtmek değil, hak mücadelesini geliştirmek ve geleceğine sahip çıkmaktır. İşçiler güvencesizliğe ve yoksulluğa karşı direniyor. Hükümet, “ekonomik istikrar ve piyasa güveni” söylemi ile krizin yükünü işçilere yıkmak istiyor. İşçiler ise krizin faturasını ödemek istemiyor.
Arjantin işçi sınıfı güçlü bir mücadele geleneğine sahip. On yıllar boyunca askeri faşist diktatörlüklere, neoliberal kemer sıkma programlarına ve IMF dayatmalarına karşı direnişler ve genel grevler örgütlendi. Bugün de tablo farklı değil. Tabanda büyüyen öfke, sendikal bürokrasiyi de adım atmaya zorluyor. Genel grev, yalnızca bir tepki değil, uzun soluklu bir mücadelenin habercisi olarak görülüyor.
1 Mart’ta yürürlüğe girmesi planlanan yasa, küresel ölçekte emeğe yönelik neoliberal saldırıların bir parçasıdır. İşçi sınıfının yanıtı ise nettir. Hak gasplarına karşı birleşik, kitlesel ve militan bir mücadele hattı örmek… Önümüzdeki süreç, işçi sınıfının tarihsel kazanımlarını koruyup koruyamayacağını gösterecektir. Kazanmak için, kölelik reformuna karşı mücadelenin yaşamın her alanında büyütülmesi ve işçi sınıfının örgütlü bir güç düzeyine yükseltilmesi gerekiyor.



