Sukacidis, infaza yürürken babasına “Benimle gurur duymalısın!” diyordu. Ama onunla ve aynı duvarın dibinde, “yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven” yoldaşlarının kararlı duruşlarıyla gururlanan sadece bu 200 komünistin aileleri değildi. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları da onlarla gurur duyuyor…
“İdama gidiyorum. Benimle gurur duymalısın!”
Beş dil bilen sendikacı Napoleon Sukacidis, son sözlerini babasına böyle yazmıştı. İdamdan kurtulmak için kendisine sunulan ayrıcalığı reddetti, kendi hayatının kurtulması için bir başkasının idam edilmesine rıza göstermedi. Yoldaşlarıyla birlikte, gülümseyen bakışlar ve sıkılı yumruklarla cellatlarına meydan okudular. Cesaretleri ve kararlılıkları, insanlığın en karanlık anında bile sarsılmaz bir direnişi simgeliyordu.
Sukacidis, Kesariani toplu infazında katledilen 200 Yunan komünistten biriydi. Onun ve onunla birlikte idama yürüyen yoldaşlarının fotoğrafları geçtiğimiz günlerde ilk kez gün yüzüne çıktı. Bu toplu infazda katledilenlerin birçoğu, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde doğmuş, mübadele ile Yunanistan’a dönmüş, sınıf kavgasının ve faşizme karşı direnişin içinde yetişmişlerdi.
Toplu infaz, işgalci Nazi kuvvetlerinin bir misilleme politikası olarak gündeme gelmişti. 27 Nisan 1944’te Mora Yarımadası’ndaki Molaoi-Sparta yolu üzerinde Yunan Halk Kurtuluş Ordusu’nun (ELAS) düzenlediği bir operasyonda, Alman 41. Kale Tümeni Komutanı Tümgeneral Franz Krech ve beraberindeki üç subay öldürülmüştü. Nazi işgal rejimi ise öldürülen her bir Alman askeri karşılığında çok daha fazla sayıda sivilin idam edilmesini öngören sert bir misilleme politikası uyguluyordu. Ama, Kesariani toplu infazı; idam edilecek kişilerin, idam gününün ve yerinin seçimi ile Nazi vahşetinin bir misilleme uygulamasından çok daha fazlasıydı.
İnfaz edilenlerin büyük çoğunluğu, Naziler tarafından ele geçirilen savaş esirleri değildi. 1941’de, Naziler Yunanistan’ı işgal etmeden çok önce, Metaksas diktatörlüğü döneminde tutuklanmış KKE (Yunanistan Komünist Partisi) üyeleriydi. İşbirlikçi diktatörlük, tutukladığı komünistleri Nazilere teslim etmiş, Naziler de onları çeşitli hapishanelerden toplayarak Haydari Kampı’na götürmüştü. 1 Mayıs 1944’te infaz edilenler Kesariani’ye, Nazi vahşetinin en insanlık dışı yöntemlerini kullandığı bu toplama kampından getirilmişlerdi.
Kuşkusuz infazın 1 Mayıs günü gerçekleşmesi tesadüf değildi. İşçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele gününü, işçi sınıfının ve ezilen halkların eşit ve özgür bir dünyaya olan inançlarını kana bulayarak komünistlere ve işçi sınıfına korku dolu bir mesaj vermek istiyorlardı. Ne var ki, korkanlar işgalci Naziler’den başkası değildi. İnfazın yaşandığı günler, işgale karşı direnişin güçlendiği günlerdi. Beş ay sonra ise işgalciler Yunanistan’dan çekilmek zorunda kaldılar. Ve komünistler bu zaferin asıl mimarı oldular.
Ve Kesariani… İnfazın, büyük çoğunluğu Anadolu’dan mübadele ile gelenlerin yaşadığı bu işçi mahallesinde gerçekleştirilmesi de tesadüf değildi. Bu mahalle, faşist diktatörlük döneminde olduğu kadar Nazi işgali sırasında da direnişin önemli merkezlerinden biri olmuş, “Atina’nın Stalingrad’ı” olarak anılmaya başlamıştı.
Naziler, bu infazla hem Kesariani’den intikam almak hem de geri çekilmelerinin ardından Yunan milliyetçileri ve işgal destekçileri karşısında komünistleri kadrosal ve moral olarak zayıf bırakmak istiyorlardı. Ne var ki, Kesariani ve komünistler, Nazilerin geri çekilmesinin ardından İngilizlerin desteklediği kraliyet birliklerine karşı da kararlı bir direniş sergilediler. Nazilerin ve Yunan faşistlerinin hesapları daha o gün boşa düşmüştü. Kesariani’de, işçi mahallesinin hemen yanında, bir atış talim alanında onarlı sıralar hâlinde infaz edilen komünistlerin hikayesi o günden bugüne hep anlatıldı. Komünistlerin Naziler karşısındaki kararlı ve dik duruşları; infaza gülerek, dans ederek ve yumrukları havada yürüyerek gitmeleri filmlere konu oldu. O gün Yunan direnişçilere ve sonrasında tüm dünya işçi sınıfına ve ezilen haklarına umut verdi.
Şimdi de o kararlı duruşun fotoğrafları gözlerimizin önünde ve hâlâ umut olmaya devam ediyor. Sukacidis, infaza yürürken babasına “Benimle gurur duymalısın!” diyordu. Ama onunla ve aynı duvarın dibinde, “yaşamı uğruna ölecek kadar çok seven” yoldaşlarının kararlı duruşlarıyla gururlanan sadece bu 200 komünistin aileleri değildi. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları da onlarla gurur duyuyor…



