Yeni parti ve “kara düzen”

Devletin kurucu partisi olmakla övünen CHP’den ayrılmak zorunda kalanların, işçi sınıfına ve emekçilere elle tutulur, anlamlı bir vaat sunamamaları elbette sürpriz değildir. Zira ne dünkü CHP’nin ne de onun aldığı yeni biçim olan bu yeni partinin, mevcut sermaye düzenine ve onun dayanağı olan emperyalist sisteme esaslı bir itirazının bulunması düşünülemez.

İktidarın, düzen muhalefetini etkisizleştirmek amacıyla yürüttüğü operasyonların yarattığı siyasal tablonun son ürünü, Yeni Parti’nin kurulması oldu. Bu gelişme yalnızca düzen siyasetinin değil, toplumsal muhalefetin de gündemini belirliyor.

Yalnızca bugüne kadar CHP çatısı altında mücadele yürüten kesimler değil, iktidar çevrelerinden diğer muhalefet odaklarına, sosyalistlerden bazı sendikacılara kadar geniş bir kesim kurulan partiye yön çizmeye çalışıyor.

Kimilerine göre bu parti, “sosyalistlerle cumhuriyetçilerin ittifakının” somut ifadesi olmalı. Kimilerine göre ise “herhangi bir ideolojinin değil, siyasal pragmatizmin temsilcisi olmalı”, tıpkı Özal dönemindeki ANAP gibi farklı eğilimleri bir araya getirmeli. Esas olarak Kürt sorununu kapsayan yeni bir siyasal vizyonun geliştirilmesi gerektiğini savunanlar da var; Kürt sorununda geleneksel devlet hassasiyetlerini gözeten, laik orta sınıflara yaslanılması gerektiğini ileri sürenler de…

Gözyaşları içinde baba ocağından ayrılmak zorunda kaldıklarını söyleyenlerin ortaya koydukları yeni programa bakılınca ise bu programın CHP programından çok da farklı olmadığı görülüyor.

Parlamenter sisteme dönüş nakaratı, Kürt sorununda ana dil hakkının savunulması, cem evlerine yasal statü tanınması gibi artık kolaylıkla savunulabilir hâle gelmiş söylem ve talepler bir yana bırakılırsa, yeni partinin programında çok da özgün bir yan bulunmuyor.

Programda kurucu ilke olarak Altı Ok’u benimsediği vurgulanırken, partinin siyasal anlayışının çağdaş sosyal demokrat değerlerden beslendiği belirtiliyor. Milyonlarca işçi ve emekçinin açlık ve yoksulluk içinde debelendiği bu baskı ve sömürü düzenine karşı “Bu kara düzeni değiştireceğiz” şiarını kendine uygun gören Özgür Özel ve arkadaşları, sermayenin kâr hırsının ve ülkenin emperyalizme bağımlılığının ürünü olan bu düzenin değiştirilmesi konusunda ise bilinen sosyal demagojilerin ötesine ise elbette geçmiyor. Bu kara düzenin temel özelliğinin, sermaye sınıfının işçi sınıfını ve emekçileri kölece çalışma ve yaşam koşullarına mahkûm etmesi olduğu bilinçli biçimde göz ardı edilirken, bunun yerine Merkez Bankası’nın bağımsızlığı, vergi reformu, sanayi, tarım, enerji, teknoloji, eğitim, istihdam ve çevre politikalarının birlikte ele alınacağı, teşvik sisteminin stratejik hedeflere göre yeniden düzenleneceği gibi ifadeler ile yetiniliyor.

Sermaye sınıfının ülkede gerçekleştirdiği talana ve milyonları içine sürüklediği yıkıma karşı herhangi bir tutum almaktan özenle kaçınan program, söz ülkeyi ve dünyayı yeni yıkımların ve savaşların içine sürükleyen emperyalist düzene gelince safını çok daha açık biçimde belli ediyor.  NATO’da daha aktif bir rol üstlenme hevesini dile getirirken, emperyalist düzenin diğer bir ayağı olan Avrupa Birliği’ne giriş hedefini de tekrarlıyor. Kara düzeni değiştirme hedefinin gerçekte bu kara düzeni daha iyi biz yönetiriz iddiası olduğu programın her bir ayrıntısından kendini dışarı vuruyor.

Devletin kurucu partisi olmakla övünen CHP’den ayrılmak zorunda kalanların, işçi sınıfına ve emekçilere elle tutulur, anlamlı bir vaat sunamamaları elbette sürpriz değildir. Zira ne dünkü CHP’nin ne de onun aldığı yeni biçim olan bu yeni partinin, mevcut sermaye düzenine ve onun dayanağı olan emperyalist sisteme esaslı bir itirazının bulunması düşünülemez. Dolayısıyla, çalışma ve yaşam koşulları sermayenin ve saray rejiminin saldırılarıyla her geçen gün daha da çekilmez hâle gelen işçi ve emekçilerin mücadelesinin adresi, bu yeni parti ya da farklı isimlerle kurulmuş diğer düzen partileri olamaz.

İşçi sınıfı, elbette seçme ve seçilme hakkı da dâhil olmak üzere demokratik hak ve özgürlükler için dişe diş bir mücadele vermeli, yeni kurulan partiyi hedef alanlar da dâhil olmak üzere, baskı ve zorbalık rejiminin bu haklara yönelik saldırılarına karşı çıkmalıdır. Ancak özgür, eşit ve daha iyi bir gelecek mücadelesinde hiçbir düzen partisinin peşine takılmadan, kendi sınıf örgütleri çatısı altında örgütlenmeli ve mücadelesini sürdürmelidir. Bu kara düzeni değiştirmenin tek yolu budur.