“Gerçek ve kalıcı barış, savaşlardan beslenen emperyalist-kapitalist düzenin aşılmasıyla mümkün olacaktır. Sömürünün, baskının, emperyalist rekabetin ve halkların birbirine karşı kışkırtılmasının olmadığı, barış içinde yaşanılacak bir dünya, ancak sosyalizm mücadelesiyle kurulabilir.”
Savaş ve saldırganlık politikalarının dizginlerinden boşaldığı, silahlanma ve militarizm yarışının hızlandığı, gerilim ve çatışmaların vekâlet savaşlarına dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.
Ukrayna savaşı, emperyalist güçlerin kışkırtma ve müdahaleleriyle yıllardır sürüyor. Ortadoğu ise on yıllardır işgalin, yıkımın ve savaşların kıskacında can çekişiyor. Gazze’de yaşanan soykırımın ardından Suriye’nin yıkıma uğratılması, Lübnan ve İran’a yönelik emperyalist-siyonist saldırılar, bölgenin önümüzdeki dönemde de emperyalist hesaplaşmaların, nüfuz mücadelelerinin ve savaş politikalarının kanlı sahnesi olmaya devam edeceğini gösteriyor.
Dünya emperyalist sistemindeki ekonomik ve siyasal hegemonyasının aşınmasıyla karşı karşıya kalan ABD emperyalizmi, bu gerilemenin önüne geçebilmek için militarizme ve saldırganlığa daha fazla sarılıyor. Ekonomik yükselişinin önünü kesemediği Çin’i, askeri ve siyasal olarak boyun eğdiremediği Rusya’yı kuşatıp geriletmeye çalışıyor. Bugün Asya’dan Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada emperyalist çıkarların ve sermayenin dizginlenemez kâr hırsının yön verdiği savaş ve saldırganlık politikaları, bütün insanlığın geleceğini tehdit ediyor.
Yalnız yıkıcı değil aynı zamanda ahlaksız bir sistem olan emperyalizm savaş üretmekle kalmıyor, yol açtığı savaşların gerçek nedenlerini gizlemek, saldırganlığını meşrulaştırmak ve kitleleri aldatmak için ideolojik bir sis perdesi de örüyor. “Güvenlik”, “özgürlük”, “demokrasi” ve “barış götürmek” gibi söylemler, emperyalistlerin gerçek niyet ve amaçlarının üzerini örtmek için utanmazca kullanılıyor. Savaşlara yol açanlar, katliamları gerçekleştirenler ya da bunlara göz yumanlar, halkların üzerine bombalar yağdıranlar, utanmazca barışın hamisi rolüne soyunuyorlar.
Başta Trump olmak üzere emperyalist haydutlar, dünyaya barış getirmekten söz ediyorlar. Oysa emperyalistlerin “barışı” ile halkların özlediği barış arasında aşılmaz bir uçurum vardır. Emperyalistlerin barışı, güç dengelerinin kendi çıkarları doğrultusunda korunması, nüfuz alanlarının güvence altına alınması, pazarların, enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının paylaşılması ve sömürü düzeninin emekçilere ve ezilen halklara kabul ettirilmesidir.
Bu nedenle emperyalistlerin barış söylemine kanmamak yetmez, bu söylemin ardındaki savaş politikalarına, sınıfsal çıkarlara ve emperyalist hesaplara karşı mücadeleyi büyütmek gerekir. Çünkü savaş ile bu çıkarların yön verdiği kapitalist düzen arasında kopmaz bir bağ vardır. Pazarların, enerji kaynaklarının, ulaşım yollarının ve nüfuz alanlarının paylaşılması uğruna sürdürülen emperyalist rekabet varlığını korudukça, savaş tehdidi de ortadan kalkmayacaktır.
İşçi sınıfı ve emekçiler kendi örgütlü güçlerini büyütmedikçe gerçek bir barıştan söz etmek mümkün değildir. Savaşların bütün yükünü sırtlanan milyonlarca emekçinin birleşmiş gücü, savaş ve sömürü düzeninin dayandığı temelleri sarsabilecek yegâne toplumsal güçtür. Gerçek ve kalıcı barış, savaşlardan beslenen emperyalist-kapitalist düzenin aşılmasıyla mümkün olacaktır. Sömürünün, baskının, emperyalist rekabetin ve halkların birbirine karşı kışkırtılmasının olmadığı, barış içinde yaşanılacak bir dünya, ancak sosyalizm mücadelesiyle kurulabilir.



