2027-2029 OVP’si, AKP’nin krizi işçi sınıfına fatura ederek yönetme planının devam ettiğinin bir göstergesidir. Çelişkilerle dolu programın yıldan yıla değişmeyen tek tutarlılık alanı da burasıdır. İşçi sınıfının ve emekçilerin geniş bir kesiminin, sermaye sınıfının çıkarları için yazılan sahte iyimser tablolara karnı tok. Ancak bu bilinç kendi başına sorunları çözmüyor. İnsanca yaşam koşullarının ve güvenli bir geleceğin kapısını aralayan yol, iktidarın ekonomik yıkım programlarına karşı dişe diş bir mücadeleden ve örgütlü bir sınıf tutumundan geçiyor.
2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Program’ı (OVP) açıkladı. Programa bakılırsa 2026 yıl sonu enflasyonunun yüzde 28,4, büyümenin ise yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5-15,5 bandına, 2029’da ise yüzde 9’a inmesi öngörülüyor.
Program, büyüme hedefleri bütçe açığı ve işsizlik vb. sorunlar açısından da pek iyimser. Buna göre ülke ekonomisinin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 büyümesi bekleniyor. Bütçe açığının milli gelire oranının 2029’da yüzde 2,8’e gerilemesi ve üç yılda 2,1 milyon yeni istihdam yaratılması, çizilen pembe tablonun diğer unsurlarını oluşturuyor.
Yine rakamlarla bir “istikrar ve düzelme” tablosu çiziliyor. Ama bu tablo, iktidarın yeni yalanlarla ve gerçekleşmeyeceğini kendisinin de bildiği hedeflerle ekonomik politikalarını allayıp pullama çabasından başka bir şey değil.
Bir yıl önce açıklanan hedeflerin ne kadar hızla çöktüğünü gösteren yeni OVP’ye bakmak bile bunun böyle olduğunu görmeye yeter. Geçen yılki programda 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 16 olarak öngörülmüştü. Şimdi bu rakam, 12,4 puan birden yukarı çekilerek yüzde 28,4’e yükseltildi. Ağustos 2026’da TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon ise zaten yüzde 31,5… Yani “yeni” hedef bile daha ilan edildiği anda kendi kendiyle çelişiyor. Benzer şekilde 2026 büyüme tahmini de yüzde 3,8’den yüzde 3,3’e indirildi.
Bu bir istisna değil. 2018’den bu yana yayımlanan OVP’lerdeki 18 yıl sonu enflasyon tahmininden yalnızca biri tutturulabildi. Tabii ki o da kâğıt üzerinde. 2022’de OVP yüzde 9,8 enflasyon öngörmüştü; gerçekleşen yüzde 64,3 oldu. 2023 için ilk tahmin yüzde 8 iken, sonraki revizyonla yüzde 24,9’a çıkarıldı; gerçekleşen ise yine yüzde 64,8’i buldu. 2024’te açıklanan programda ise 2026 enflasyonunun tek haneye, yüzde 9,7 civarına ineceği iddia edilmişti. Bugün aynı yıl için resmî beklenti yüzde 28,4. Kısacası “dezenflasyon” söylemi, sekiz yıldır aralıksız biçimde kendi kendini yalanlarken iktidarın OVP’si her yıla yeni iyimser tahminlerle girmekten vazgeçmiyor.
Enflasyon hedefleri konusunda iyimser tahminlerle bulunulup sonra yukarıya revize edilmesinin en somut işlevlerinden birinin, “yakın gelecekte rahatlama var” beklentisi yaratmak olduğunu biliyoruz. Bu beklenti, ücret taleplerini ve toplu sözleşme müzakerelerini baskılamak, işçi sınıfını düşük ücretlere razı etmek için kullanılıyor. Aynı zamanda sermaye açısından bir öngörülebilirlik havası yaratmanın aracı.
Enflasyonun kaynağı, OVP metinlerinde “küresel ticaretin yavaşlaması”, “jeopolitik gerilimler”, “Ortadoğu’daki savaş” gibi dışsal etkenlere bağlanıyor. Elbette emperyalist yağma politikalarının ekonomik bir faturası da var. Ama bu açıklama, enflasyonun esas kaynağının sermayenin bitmek bilmeyen kâr hırsı olduğu ve iktidarın ekonomi politikalarının her durumda bu çıkarları güvence altına almaya çalıştığı gerçeğinin üzerini örten bir perde işlevi görüyor.
Enflasyon hedefindeki her revizyon, TÜFE’ye endeksli asgari ücret ve toplu sözleşme zeminini aşındırıyor, reel ücretler, ekonominin gerçek tablosu karşısında sürekli eriyor. Büyüme rakamlarındaki iyileşmeler ise zaten gerçekleştiği koşullarda bile emekçilerin yaşam koşullarına yansımıyor.
2027-2029 OVP’si, AKP’nin krizi işçi sınıfına fatura ederek yönetme planının devam ettiğinin bir göstergesidir. Çelişkilerle dolu programın yıldan yıla değişmeyen tek tutarlılık alanı da burasıdır. İşçi sınıfının ve emekçilerin geniş bir kesiminin, sermaye sınıfının çıkarları için yazılan sahte iyimser tablolara karnı tok. Ancak bu bilinç kendi başına sorunları çözmüyor. İnsanca yaşam koşullarının ve güvenli bir geleceğin kapısını aralayan yol, iktidarın ekonomik yıkım programlarına karşı dişe diş bir mücadeleden ve örgütlü bir sınıf tutumundan geçiyor.