Bu bir arınma değil, rejimin kendini yeniden tahkim etme çabasıdır. Çöpe atılanların yerine yenileri konulurken pisliğin üzeri de propaganda ile örtülmeye çalışılıyor. Ama bu düzenin çürümüşlüğü artık kendi duvarlarını da aşıyor.
Saray rejimi iktidarını ayakta tutabilmek için yargı sopasını uzun süredir etkili bir silah olarak kullanıyor. Ismarlama operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar ile kendinden olmayan her kesimi hedef haline getiriyor. İlerici ve devrimci güçlerden hak arayan sendikacılara, sanatçılara, komedyenlerden sokakta düşüncesini açıklayan insanlara kadar toplumun hemen her kesimini baskı ve zorbalıkla hizaya çekmeye çalışıyor.
Son günlerde ise Saray’ın çöplüğünde eşelenen, topluma dayatılan gerici-kirli atmosferin medyadaki tetikçiliğini yapan kimi gazeteciler ve AKP’nin kendi mahallesindeki cemaatler de bu operasyonların hedefi olmaya başladı. Mehmet Akif Ersoylardan Cem Küçüklere oradan Süleymancılara uzanan operasyon ve tutuklamalarla birlikte bunların nedenleri de çokça tartışma konusu oldu.
Ne olmuştu da artık hemen herkesin kabul ettiği “bağımlı” ve “taraflı” yargı, AKP’ nin kendi bahçesine ulaşmıştı? Yoksa AKP iktidarı geçmişe bir sünger çekiyor, işlerin çok rayından çıktığını düşünerek temiz bir sayfa mı açıyordu? Moda tabirle bir arınma sürecine mi giriyordu?
Tabii ki hayır! Ne geçmişin üstü kapatılmış birkaç cinayetini araştırmak ve sorumlularını bulmak ne de yakın zamanda gerçekleşen cemaat ve tetikçi gazeteci tutuklamaları bir “arınma”dır. Bu girişimlerin bir yanında, toplumun büyük çoğunluğunun hiçbir güveninin kalmadığı AKP yargısını cilalama çabası, diğer yanında ise gündemi istediği biçimde yönlendirme hesabı vardır.
Artık gırtlağına kadar çamurun içine batmış olanları, işi bitince ıskartaya çıkarmak ve bu yolla yapılacak propaganda ile yeni bir algı yaratmak, bu düzenin mayasında vardır. Dahası, gerici-kirli hedef ve çıkarları için çöpe atılanların yerine daha sadık, daha güvenilir yeni askerler yerleştirmek, vazgeçilmez bir AKP taktiğidir.
Bir bütün olarak Saray rejimi öylesi bir kirliliğin içindedir ki, kıyısında köşesinde duran herkesin sicili bir hayli kabarıktır. Mevcut burjuva yasaların kriterlerine göre bile bu kişilerin hemen hepsi için bir haklı bir tutuklama gerekçesi bulunabilir. Bir suç şebekesinin içinde çıkar çatışmaları, birbirinin ayağına basmalar, denklem dışına çıkartmalar hep yaşanır.
Saray rejiminin artık kendi muhaliflerini değil aynı zamanda kendi çevresindeki döküntüleri de hedef alması, kimi cemaat ve vakıflara yönelmesi tam da bu anlama gelmekte, yolu düzlemek, yenilerine yer açmak ve işi biteni çöpe atmak olarak okunmalıdır. AKP’li yılların büyük katkısıyla devasa servetlere ulaşmış cemaatlerin servetlerine ara sıra çökmek ise işin “adabından”dır.
Saray’da değişen bir şey yok. Tam tersine, topluma dayatılan boğuculuğu daha da koyulaştırmak için artık daha fazlasını istiyor ve içeriden dışarıya taşan pisliğin üzerini biraz da böyle örtebileceğini düşünüyor.
Çıkarları çatışan ve torpili daha büyük olan, diğerinin kafasını eziyor. AKP’nin topluma dayattığı kurallar artık gizlenemez bir biçimde kendi içinde de uygulanıyor.
Bu bir arınma değil, rejimin kendini yeniden tahkim etme çabasıdır. Çöpe atılanların yerine yenileri konulurken pisliğin üzeri de propaganda ile örtülmeye çalışılıyor. Ama bu düzenin çürümüşlüğü artık kendi duvarlarını da aşıyor.