Bizler tüm işçileri, dünyamızı ve ülkemizi talan eden emperyalist-kapitalist düzene ve onun saldırganlık örgütü NATO’ya karşı mücadeleye katılmaya çağırıyoruz. Silah sanayiinde “başarı destanları” pazarlanırken, bunun emekçiler için ölüm ve yoksulluk anlamına geldiğini göstermek zorundayız. Tüm enerjimizle işçi sınıfını bu mücadelenin öznesi hâline getirmeliyiz.
Bildiğiniz gibi, NATO Zirvesi öncesinde sözde “terör operasyonu” adı altında yüzlerce kişi gözaltına alındı. Bu operasyonların adreslerinden biri de zirvenin gerçekleştirileceği Ankara’ydı. 23 Haziran’da gözaltına alındık, 26 Haziran’da tutuklandık ve 23 Temmuz’a kadar tutsaklığımız sürdü.
Bu operasyon, NATO Zirvesi’nde efendilerine hizmette kusur etmek istemeyen iktidarın, NATO karşıtlarına ve ilerici-devrimci güçlere yönelik bir yıldırma girişimiydi. Tüm süreç boyunca 7-8 Temmuz’da sokağa çıkılmaması için bir korku atmosferi yaratılmaya çalışıldı. Ankara’da sayıları 200’ü bulan devrimci ve ilerici tutuklandı.
NATO Zirvesi, Ankara’yı adeta yarı açık bir hapishaneye çevirdi. İktidar, Ankara halkına trafik zulmü yaşatırken işi taksicilere tek tip kıyafet giydirmeye kadar vardırdı. Trump’a özel havalimanı yaptıran Erdoğan, Gazze soykırımının ortağı olan bu zatı bizzat karşıladı. Ankara’nın yoksul mahallelerinin NATO brandalarıyla örtülerek yoksulluğun gizlenmeye çalışılması ise sermaye sınıfı ve iktidarın kendi rezilliğini nasıl örtmeye çalıştığının en çarpıcı örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı. Uşaklar, efendileri ABD emperyalizmi ve onun çocuk istismarcısı, İsrail dostu başkanı Trump karşısında bir kez daha zavallılıklarını ortaya serdiler. Hal böyleyken sarayın yaltakçısı basın, “savunma sanayiinde büyük atılım” propagandasını, Trump’ın Türkiye devletine ve Erdoğan’a yönelik övgü dolu sözleri eşliğinde pazarlamaya çalıştı.
Önümüzdeki sürecin bugünkünden çok daha sert geçeceği kesindir. Aynı zamanda bu dönem emekçilere dönük ekonomik saldırıların artacağı bir dönem olacaktır. Gayrisafi millî hasılasının bugün için yüzde 2,2’sini sözde savunma sanayii adı altında saldırganlığa harcayan sermaye devleti, bu oranı yüzde 5’e çıkaracağını ilan etmiştir. Bu tablo 30 milyar dolar olan saldırganlık harcamalarının 80 milyar dolar civarına yükselmesi anlamına gelmektedir. Tüm sosyal hizmetlerde bütçeyi kısan rejim, ulusal ve uluslararası savunma sanayii şirketlerini zengin etmek için elinden geleni yapmaktadır. İşsizlik Fonu kullanımının yüzde 30’dan yüzde 50’ye çıkarılması, kısa süre önce sağlıkta muayene ücretlerinin yüzde 246’ya varan oranlarda artırılması, sefalet ücretlerinde ısrar edilmesi ve giderek büyüyen vergi zulmü, bizi boğan zincirin daha da sıkılacağını göstermektedir. Düzenin efendileri de önümüzdeki dönemin sert sınıf mücadelelerine gebe olduğunu görmekte ve bu mücadelenin önünü bugünden baskı ve zorbalık ile kesmeye çalışmaktadır.
Ancak bu çabalar nafiledir. Bizler, hapishanelerde tutsak olmamıza rağmen emperyalizme ve onun işbirlikçisi iktidara teslim olmayacağımızı gösterdik. Direncimizi kırmaya yönelik bu saldırıya rağmen oradan dünden daha dirençli çıktık. Dışarıdaki yoldaşlarımız NATO karşıtı faaliyeti aynı özveriyle sürdürdü. Tüm estirilen teröre rağmen devrimci- ilerici güçler 7 Temmuz’da ve öncesinde sokağa çıktı. Savaş ve yıkım politikalarına, baskıya ve zorbalığa karşı anti-emperyalist mücadelenin süreceğini hep birlikte gösterdik.
Bizler tüm işçileri, dünyamızı ve ülkemizi talan eden emperyalist-kapitalist düzene ve onun saldırganlık örgütü NATO’ya karşı mücadeleye katılmaya çağırıyoruz. Silah sanayiinde “başarı destanları” pazarlanırken, bunun emekçiler için ölüm ve yoksulluk anlamına geldiğini göstermek zorundayız. Tüm enerjimizle işçi sınıfını bu mücadelenin öznesi hâline getirmeliyiz. Ayrıca, NATO Zirvesi nedeniyle hâlen tutsak bulunan devrimci ve sosyalistlerin serbest bırakılması için çabalarımızı yoğunlaştırmalı ve “NATO defol, tutsaklara özgürlük!” şiarını daha geniş kitlelere taşımalıyız.
Ankara’dan NATO eylemleri sırasında tutuklanan bir metal işçisi