Sendikalar babalarınızın çiftliği değil!

Sendikal bürokrasi işçi sınıfının önünde büyük bir engel olarak duruyor. Sendika yönetimlerini işgal eden bu anlayışın içinde bulunduğu durum, direnişçi işçilerden geri ödeme talep edebilecek bir çürümüşlüğe varmış bulunuyor. Polonez Direnişi süreci bir kez daha gösteriyor ki, işçi sınıfının mücadelesini güçlendirme çabası, sendikaları bu ağaların elinden kurtarma mücadelesiyle bütünleşebilmek durumundadır. Bu başarılamadığı sürece çürümenin sonu gelmeyecektir.

İstanbul Çatalca’da bulunan Polonez fabrikası işçileri sendikal örgütlenme mücadelesine yönelik saldırı karşısında ayları bulan bir direniş gerçekleştirdiler. Tekgıda-İş Sendikası’na üye olduğu için 146 işçinin tazminatsız olarak işten atılması üzerine başlayan direniş, 173. gününde Çalışma Bakanlığı’nın da dahil olduğu bir toplantının ardından, ilan edildiği üzere “kazanım” ile bitti. Anlaşma haberinin gelmesi üzerine direnişteki işçiler ve sendikacılar “kazanım”ı kutladılar. Bu anlaşmaya göre, işten atılma için kullanılan kod 46 değiştirilecek, işçilere sendika tazminatları da dahil kıdem ve ihbar tazminatlarının ödemesi yapılacaktı. Direnişte geçen sürenin hakları işveren tarafından ödenecekti. Direnişe geçen işçiler işe geri alınmayacak ancak fabrikadaki sendikal örgütlülüğe dokunulmayacaktı.

Polonez işçileri aylarca kararlı bir mücadele yürüttüler. Kendi sınırlarının dışına çıkarak farklı yol, yöntem ve araçları kullandılar. Kolluk gücünün ve yargının tüm saldırılarına rağmen dirençlerini korudular. Önlerine çıkartılan engelleri aşmak için anlamlı bir çaba ortaya koydular. Kısacası, işçi sınıfına örnek olabilecek bir mücadele sürdürdüler. Bu mücadeleleri sayesinde anlamlı bir sınıf dayanışması ile karşılandılar. Polonez işçileri ve parçası oldukları işçi sınıfının esas kazanımı da bu oldu.

 “Atılan işçilerin geri alınması ve sendikal örgütlülüğün tanınması” talebiyle başlayan direnişin sonucunun bakanlık, sendika ve Polonez yönetimi arasında gerçekleşen toplantının ardından “kazanım” olarak açıklaması, direnişçi işçilerin katılımıyla gerçekleşen kutlamalar ve anlaşmanın işçilerin iradesini yansıttığı düşünüldüğü ölçüde, genel bir kabul de gördü.

Direnişin bitiminin ardından Polonez işçileri, katıldıkları bir ödül töreninde tablonun öyle olmadığını ifade etmiş bulunuyorlar. Yaptıkları açıklamaya göre, söz konusu anlaşma işçilere sorulmadan gerçekleşmiş, 173 gün boyunca kararlı bir direniş ortaya koyan işçilerin iradesi yok sayılmıştı. Üstelik Tekgıda-İş Sendikası, direniş süresince işçilere yaptığı maddi yardımı geri istiyordu. Kazanım, kutlama ve işçi iradesinin yok sayılması başlıklarına burada girmeyeceğiz. Böylesine anlamlı ve kararlı bir mücadelenin böylesini bir tabloya evrilmesinde sorumluluğu olanların, sınıf mücadelesine ama her şeyden önce de direnişçi Polonez işçilerine hesap vermeleri gerektiğini hatırlatalım.

Gelelim yapılan maddi yardımın geri istenmesi konusuna. Tekgıda -İş Sendikası’nın direnişçi işçilerden süreç boyunca yapılan yardımları geri istemesi, ülkede hâkim sendikal ağalık düzeninin geldiği yeri göstermek bakımından ibretlik bir örnektir. Sendikaları babalarının çiftliği sanan, işçi aidatları üzerinden sefa süren bu ağa takımı o kadar rezil bir durumdalar ki işçi direnişi için yapılan harcamaları geri isteme pervasızlığı gösterebiliyorlar. Öyle ya, bu beyler için sendikalar işçilerin değil kendilerinin mülkü, sendikal olanaklar ise yöneticilerin geçim kaynağı. İşçi aidatlarıyla oluşan sendikal bütçeler işçi direnişlerine, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarına harcanmayacak ise nereye harcanacak? Tek Gıda-İş’in tepesini tutan ağa takımı buna bir cevap vermek zorunda. Bu cevap için de ortaya atılan bir takım hukuki prosedürlerin ise hiçbir anlamı yok.

Sendikal bürokrasi işçi sınıfının önünde büyük bir engel olarak duruyor. Sendika yönetimlerini işgal eden bu anlayışın içinde bulunduğu durum, direnişçi işçilerden geri ödeme talep edebilecek bir çürümüşlüğe varmış bulunuyor. Polonez Direnişi süreci bir kez daha gösteriyor ki, işçi sınıfının mücadelesini güçlendirme çabası, sendikaları bu ağaların elinden kurtarma mücadelesiyle bütünleşebilmek durumundadır. Bu başarılamadığı sürece çürümenin sonu gelmeyecektir.