Kapitalistler bir bütün olarak krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmek istiyor. İşçi ve emekçiler de, saldırının bir ve aynı merkezden geldiğini görmeli, faturayı reddeden bir perspektifle işçi sınıfının birliğini ve ortak mücadelesini güçlendirmelidir. Her işçi, kendi fabrikasından başlayarak sömürü zincirini kırmayı hedeflemeli, taleplerini ve mücadelesini ortaklaştırmak için adım atmalıdır. Direnen işçilerin mücadelesi, bunun mümkün olduğunu defalarca göstermiştir.
2026 yılı için belirlenen asgari ücret, açlık sınırının dahi altında kaldı. Yüzde 27’lik zamla asgari ücret 28 bin 75 TL olarak ilan edildi. AKP iktidarı, bir kez daha kapitalistlerin taleplerine uygun biçimde, işçi ve emekçileri açlık ve sefalete mahkûm etti. Emek düşmanı Orta Vadeli Program ile dayatılan çalışma ve yaşam koşullarının, 2026’da daha da ağırlaşarak süreceği böylece bir kez daha ortaya konulmuş oldu.
Bu ülkede çalışanların yarısına yakını asgari ücrete mahkûm edilmiş durumda. Her yıl belirlenen asgari ücret zammı, diğer tüm ücretler için bir referans haline getiriliyor. Kapitalistler, fabrika ya da iş kolu ayrımı gözetmeksizin, asgari ücret zammını aşmayan hatta daha düşük zam oranları ile işçilerin karşısına çıkıyor. Yıllardır aynı tablo yaşanıyor.
Bu süreci takip eden MESS TİS’leri yüzde 28 zam oranıyla sonuçlandırıldı. Şimdi ise fabrikalarda ve işletmelerde açıklanan yıllık zam oranlarının birbirine paralel olduğu görülüyor. Sermaye düzeni, belirlenmiş sefalet düzeyini işçi sınıfı ve emekçilere dayatmayı planlı bir hedef haline getirmiş durumda.
Ekonomik kriz gerekçesiyle dayatılan çalışma ve yaşam koşulları, yıllardır uygulanan ekonomi programlarıyla daha da ağırlaştı. Ücretler eridi, alım gücü düştü, sosyal haklar birer birer tırpanlandı. Milyonlarca işçi için açlık, yoksulluk ve en temel insani ihtiyaçlara dahi ulaşamamak sıradanlaştırıldı. Bir yanda büyüme oranları ve kâr rekorları kıran şirketler gerçeği dururken, diğer yanda emeğin sistematik biçimde ucuzlatıldığı bir süreç yaşandı.
İşçi sınıfı ve emekçilerin yarattığı değerlere el koyarak servet biriktirenler, bugün bununla da yetinmiyor, daha fazlasını istiyorlar. Tepki görmediklerinde ise pervasız dayatmalarını sürdürmekten çekinmiyorlar. İşçi ve emekçiler, karşılarına örülen bu açlık ve yoksulluk duvarını yıkmayı, kölece çalışma koşullarını parçalamayı hedefleyen bir mücadele sürecine girmedikleri sürece, bu tablo daha da ağırlaşacaktır. Bu suskunluk aşılamazsa, çalışma ve yaşam koşulları daha da kötüleşecektir.
İşçi ve emekçilerin önünde iki seçenek bulunuyor: Dayatılan sefalet oranlarını kabul etmek ya da direnmek… Kabul etmek, kapitalistlerin doymak bilmeyen kâr hırsları karşısında yarın bugünü bile arar hale gelmek demektir. Direnmek ise, bu boğucu atmosfer içinde nefes alacak bir adım atmak anlamına gelir. Bu koşullar altında direnmek dışında bir yol yoktur.
Geriye gidişi durdurmak, sefalet dayatmasını parçalamak, asgari ücret zammıyla çizilen sınırı aşmak yakıcı bir ihtiyaçtır. Bu pervasız emek düşmanı saldırılara karşı fabrikalarda birliğin kurulması, düşük zam dayatmalarına karşı taleplerin belirlenerek sesin yükseltilmesi ertelenemez bir görevdir. Ancak birleşerek ve örgütlenerek, yeri geldiğinde üretimden gelen gücümüzü kullanarak bu sefalet dayatmalarını boşa düşürebiliriz.
Bugün içinde bulunulan koşulların, işçilerin birliği, örgütlülüğü ve mücadelesinin zayıflığının bir sonucu olduğu açıktır. Bir avuç para babasının pervasızca sefaleti dayatabilmesi, tam da bu zayıflığı görmesinden kaynaklanmaktadır. Oysa güç işçilerdedir, fabrikalarda kurulacak birliktedir, aynı koşullarda çalışan ve yaşayan sınıf kardeşleriyle kurulacak dayanışmadadır.
Kapitalistler bir bütün olarak krizin faturasını işçi ve emekçilere kesmek istiyor. İşçi ve emekçiler de, saldırının bir ve aynı merkezden geldiğini görmeli, faturayı reddeden bir perspektifle işçi sınıfının birliğini ve ortak mücadelesini güçlendirmelidir. Her işçi, kendi fabrikasından başlayarak sömürü zincirini kırmayı hedeflemeli, taleplerini ve mücadelesini ortaklaştırmak için adım atmalıdır. Direnen işçilerin mücadelesi, bunun mümkün olduğunu defalarca göstermiştir.