Ortada son derece somut bir gerçek vardır: İşleyen süreç gizemli bir devlet aklının değil kendi iktidarını korumaya çalışan ve bunun için her türlü arsızlığı göze alan AKP-MHP blokunun aklıdır. Bu akıl, sermaye sınıfının dönemsel ihtiyaçlarıyla kesişmekte ve emperyalist merkezlerin desteğiyle hareket etmektedir. Daha derinde bir akıl arayanların katmanları kazıdıkça bulabilecekleri şey, sermaye sınıfının çıkarları ve emperyalist sistemin ihtiyaçlarından başka bir şey olmayacaktır.
Tüm toplumun çıkarını, toplumun kendisinden daha iyi bildiği düşünülen, her şeye muktedir bir “devlet aklı”nın varlığı, özellikle devletin ve milletin bekasının tehlikeye düştüğü her dönemde ortaya çıkıp büyük planları hayata geçirdiği düşüncesi, toplumun en azından bir kesimi tarafından kabul gören bir düşüncedir. Bu söylemin özellikle burjuva hukuka bile sığmayacak uygulamalar sırasında sık sık yeniden dolaşıma sokulması ise tesadüf değildir. Çünkü bu söylem, dünden bugüne sayısız hukuksuzluğun, baskının ve antidemokratik uygulamanın meşrulaştırılmasında önemli bir işlev görmüştür.
Yasaların, mahkemelerin ve seçilmiş kurumların ötesinde, devletin derinliklerinde her şeyi gören ve yöneten bir aklın bulunduğu iddia edilir. Bu akıl, sözde devletin kendini koruma refleksi olarak sunulur. Oysa gerçekte bu söylem, egemen güçlerin devlet-sınıf ilişkilerini ve devletin gerçek işlevini görünmez kılmak için başvurdukları ideolojik bir örtüden başka bir şey değildir. Özellikle emekçilere, ilericilere ve toplumsal muhalefete yönelik baskılar yıllarca bu “yüksek devlet çıkarları” masalının arkasına gizlenmeye çalışılmıştır. Ancak bu söylem yalnızca emekçilere ve toplumsal muhalefete dönük baskıları meşrulaştırmak için kullanılmamıştır. Düzen içi güç mücadelelerinde de taraflar, kendi hamlelerini haklı göstermek ve yaptıkları hukuksuzlukların üzerini örtmek için sık sık aynı kavrama başvurmuşlardır.
CHP’de yaşanan “mutlak butlan” operasyonunun ardından Bülent Kuşoğlu’nun yaşananları “devlet aklı” ile açıklamaya çalışmasıyla başlayan tartışmalar bunun son örneklerinden biridir. CHP yönetimine yönelik yargı müdahalelerini ve ortaya çıkan hukuksuzluğu açıklamak yerine, görünmez ve sorgulanamaz bir devlet aklına atıf yapılarak yaşananlar meşrulaştırılmak istenmiştir.
Oysa CHP’ye yönelik müdahalelerden yargının siyasallaştırılmasına kadar yaşananların arkasında gizemli bir üst akıl yoktur. Ortada son derece somut bir “siyasal akıl” vardır. Bu, yıllar boyunca sermaye sınıfının ve emperyalist merkezlerin desteğiyle iktidarını sağlamlaştıran, devlet kurumlarını kendi denetimi altına alan ve bugün iktidarını korumak için her türlü yönteme başvurmaktan çekinmeyen AKP’nin, MHP, bazı sermaye grupları ve başta tarikatlar olmak üzere çeşitli gerici yapılarla kurduğu ittifakın aklıdır.
AKP, yıllar boyunca büyük sermaye gruplarının çıkarlarıyla uyumlu hareket etmiş, uyguladığı politikalarla sermayenin kârlarını büyütmüş ve emperyalist sistemle uyumlu bir çizgi izlemiştir. Bu nedenle yaşananların arkasında daha derin bir akıl aranacaksa, bakılması gereken yer devletin karanlık koridorları değil, sermaye sınıfının ihtiyaçları ve emperyalist merkezlerin bölgesel hesaplarıdır.
Ekonomik krizin faturasının emekçilere ödetildiği, milyonlarca insanın yoksullaştığı, emperyalist savaşların ve bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde sermaye sınıfının düzeni eskisi gibi yönetmenin giderek zorlaştığını görmektedir. Bu nedenle otoriter yönetim biçimleri, baskı politikaları ve demokratik hakların budanması egemen sınıflar açısından giderek daha mecburi bir seçenek haline gelmektedir.
Dolasıyla bugün yaşananları açıklamak için gizemli bir “devlet aklı” aramaya gerek yoktur. Ortada son derece somut bir gerçek vardır: İşleyen süreç gizemli bir devlet aklının değil kendi iktidarını korumaya çalışan ve bunun için her türlü arsızlığı göze alan AKP-MHP blokunun aklıdır. Bu akıl, sermaye sınıfının dönemsel ihtiyaçlarıyla kesişmekte ve emperyalist merkezlerin desteğiyle hareket etmektedir. Daha derinde bir akıl arayanların katmanları kazıdıkça bulabilecekleri şey, sermaye sınıfının çıkarları ve emperyalist sistemin ihtiyaçlarından başka bir şey olmayacaktır.