Çürüyen siyaset çürümüş düzenin aynasıdır

“İşçi sınıfı hem saray rejiminin baskı ve zorbalık politikalarından hem de mahkûm edildiği insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarından kurtulmak istiyorsa, öncelikle kendi çıkarlarını düzen partilerinin çıkarlarından bağımsız biçimde savunmayı ve kendi talepleri etrafında örgütlenip mücadele etmeyi başarmak zorundadır.”

CHP’ye ilişkin mutlak butlan kararı, yalnızca saray iktidarının ayakta kalabilmek için neleri göze alabileceğini değil, aynı zamanda düzen siyasetinde yaşanan tıkanma ve çürümeyi de ortaya koyuyor. Öyle ki, mevcut iktidar bir silah olarak kullandığı yargı eliyle ana muhalefet partisinin liderini değiştiriyor. Ardından, yıllarca AKP’den kurtulmak için toplumun önüne tek seçenek olarak sunulan eski genel başkan, oldukça saldırgan bir üslupla partiyi temizlemekten söz ettiği ve tamamı iktidar partisinin bugüne kadar ürettiği söylemlerden oluşan bir kampanya başlatıyor.

Bir zamanlar geniş sayılabilecek bir kesim tarafından “Gandi” lakabıyla anılan, becerisinden olmasa da dürüstlüğünden şüphe duyulmayan Kılıçdaroğlu’nun içine düştüğü durum bazı kesimlere hayli hazin gelebilir. Ancak sorun hiç de Kılıçdaroğlu’ndan ibaret değildir. Onlarca belediye başkanının ya da muhalif siyasetçinin itirafçı olduğu, parti değiştirdiği ya da AKP’nin şantajlarına teslim olduğu bir tabloda, sorunun kişilerle ilgili olmadığı, burjuva siyasetinin baştan aşağı kokan bir cesede dönüştüğü açıkça görülüyor.

AKP’ye ne demeli? Yirmi üç yıldır ülkeyi yöneten, bu süre zarfında birbirinden büyük skandal ve yolsuzluklardan aleni bir yüzsüzlükle sıyrılan, yalnızca izlediği ekonomik ve sosyal politikalarla değil, deprem ve sel gibi doğal felaketlerin faciaya dönüşmesine yol açan uygulamalarıyla da sicili ortada olan bir iktidar partisinin sözcüleri, her gün televizyonlara çıkıp ülke gerçeklerini istedikleri gibi eğip bükebiliyor, çarpıtabiliyorlar. Büyük bir arsızlıkla söylenen yalanlar, bunların yalan olduğunu kendileri de bilen bir kitle tarafından savunulabiliyor.

Bir partiden çok birbirine tutunmuş çıkar çevrelerinin birlikteliği gibi görünen, yandaş sermayesi ve yandaş basını bulunan iktidar, devlet olanaklarını elinde tuttuğu için kendi suçlarını elbette çok daha kolay örtebiliyor.

Ya diğer partiler? Radikal politik çıkışlar arasında toplumda beklenti yaratıp kitleleri manipüle etmeyi alışkanlık hâline getiren MHP ya da irili ufaklı diğer burjuva muhalefet partilerinin durumunun bu iki partiden ancak imkânlar olarak sınırlı kaldığı, özünde bir şey değişmediğini düşünmek gerekiyor.

Uzun uzun anlatılabilecek onlarca, yüzlerce örneğin gösterdiği şey, tüm siyaseti saran bir çürüme ve yozlaşma tablosudur. Elbette ki bu tablonun, başta 23 yıllık AKP iktidarında yaşananlar olmak üzere, birçok özgün faktörle bağı vardır.

Ancak esas unutulmaması gereken şey, sömürünün, baskının, ayrımcılığın ve kâr uğruna üretimin esas olduğu adına kapitalizm denen bu düzende burjuva siyasetinin; başından beri bir grup azınlığın tüm toplum üzerindeki egemenliğini tesis etmenin, sömürülen, siyasal ve toplumsal yaşamdan dışlanan milyonları yönetebilmenin aracı olduğu gerçeğidir. Bugün en uç örneklerine tanık olduğumuz çürüme ve yozlaşma da düzen siyasetinin bu uğursuz işlevinden kaynaklanmaktadır.

Saray rejiminin gemi azıya alan baskı ve zorbalık politikalarına karşı mücadele etmenin, her türlü demokratik hak gaspına ve saldırıya karşı durmanın büyük önem taşıdığı şu günlerde bu gerçeği gözden kaçırmamak hayati önemdedir. Çünkü işçi sınıfı hem saray rejiminin baskı ve zorbalık politikalarından hem de mahkûm edildiği insanlık dışı çalışma ve yaşam koşullarından kurtulmak istiyorsa, öncelikle kendi çıkarlarını düzen partilerinin çıkarlarından bağımsız biçimde savunmayı ve kendi talepleri etrafında örgütlenip mücadele etmeyi başarmak zorundadır. Aksi halde bugün bir düzen partisinin yarın bir diğerinin peşine takılarak sürdürülen arayışlar, işçi ve emekçileri bu çürümüş düzenin sınırları içinde dönüp dolaştırmaktan, aynı sorunlara mahkûm bırakmaktan başka bir sonuç vermeyecektir.

Çürümüş siyaset çürümüş bu düzenin aynasıdır. Birinden kurtulmadan ötekinden kurtulmak mümkün değildir.