Yaklaşan NATO Zirvesi öncesinde “İşçiler Nato’ya Karşı” başlıklı çalışma başlatan Ege İşçi Birliği temsilcisi Sonay Tezcan’la konuştuk…
NATO Zirvesi 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak. Devrimci kurumlar ve emek örgütleri zirveye karşı çeşitli hazırlıklar yürütüyor. Siz de “İşçiler NATO’ya Karşı” başlığı altında bir çalışma başlattınız. 7 Haziran’da Aliağa’da bir panel, 14 Haziran’da ise Karşıyaka’da eylemli bir işçi buluşması düzenleyeceksiniz. Bu çalışmalarınız, NATO Zirvesi, anti-emperyalist mücadele ve işçi sınıfı ilişkisi açısından neler söylemek istersiniz?
Emperyalist saldırganlığın bölgemizde yoğunlaştığı ve iktidarın da emperyalist hesaplarda daha fazla yer edinmeye çalıştığı bir dönemde Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi önemli bir gündem. Ancak ne toplum genelinde ne de işçi sınıfı içerisinde bu gündemin yeterince öne çıktığını söyleyebiliriz.
Bunun bir nedeni sınıf kitlelerinin mevcut örgütlülük ve bilinç düzeyinin geriliğidir. Bu geriliğin bir parçası işçi ve emekçiler içerisinde anti-emperyalist bilincin yıllar içinde uğradığı aşınmadır. Türkiye’de anti-emperyalist mücadele haklı olarak daha çok gençlik hareketiyle anılsa da işçi sınıfının da güçlü bir anti-emperyalist mücadele geleneği vardır. Ne var ki 12 Eylül sonrasında ve özellikle Özal’lı yıllarla birlikte sendikalar ve sosyalist hareketlerde yaşanan değişimle bu alandaki birikim önemli ölçüde zayıflamıştır.
Bugün işçiler emperyalizmin yol açtığı savaşlara, yıkıma ve göçe tepki duyuyorlar, fakat bu sonuçlarla emperyalist sistem arasındaki bağ her zaman yeterince kurulamıyor. Bu açıdan yaklaşan NATO Zirvesi’ni önemli bir müdahale imkânı olarak görüyoruz. Emperyalizmin yalnızca komşu halklara yönelik saldırılarla ilgili bir mesele değil, işçi ve emekçilerin yaşamını doğrudan etkileyen bir sömürü ve savaş düzeni olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
“İşçiler NATO’ya Karşı” çalışmasını da bu anlayışla yürütüyoruz. Aliağa’daki paneli ve Karşıyaka’daki işçi buluşmasını yalnızca zirveye dönük etkinlikler olarak değil, işçi sınıfı içerisinde anti-emperyalist bilincin yeniden güçlendirilmesine dönük mütevazi ama önemli adımlar olarak değerlendiriyoruz.
Sınıf içerisinde NATO Zirvesi’nin yeterince gündemleştirilemediğini söylediniz. Bölgeniz açısından bakıldığında sendikaların bu konudaki tutumları üzerine neler söylemek istersiniz?
Bölgemizdeki sendikaların henüz bu konuyu gündemleştirmeye dönük kayda değer bir çabasına rastlamadık. Oysa sendikalar bu konuda bir irade ortaya koysalar, demin sözünü ettiğim bilinç aşınmasına rağmen konu yalnızca sendikalı işçilerin bulunduğu fabrikalarda değil, bu fabrikaların yer aldığı sanayi havzalarında da hızla gündemleşebilir.
Ancak sizin de bildiğiniz gibi Gazze’de yaşanan soykırım sürecinde bile bu açıdan oldukça sınırlı bir tutum alındı. Siyasal olarak daha ileri görünen bazı sendikalar çeşitli eylemlere katıldılar. İdeolojik olarak daha muhafazakâr görünen ve iktidarla ilişkileri daha güçlü olan sendikaların yaptığı birkaç açıklama ise durumu kurtarma çabasının ötesine geçmedi.
Oysa çok daha fazlası yapılabilirdi. Bizim kendi sınırlı imkânlarımızla yürüttüğümüz çalışmaların yarısını bile binlerce üyesi olan bir sendika gerçekleştirse, hem emperyalist saldırganlığa hem de NATO Zirvesi’ne karşı işçi sınıfı içerisinden güçlü bir tepki açığa çıkarmak mümkün olurdu.
14 Haziran’daki eylemden sonra nasıl bir çalışma planlıyorsunuz?
Aslında biz faaliyetimizi yalnızca panel ve eylem çağrılarıyla sınırlamak istemiyoruz. Fabrikalarda gerçekleştirilecek küçük toplantılarla, pul, afiş ve bildirilerle sürdürülecek bir aydınlatma çalışması hedefliyoruz.
Amacımız, en azından somut ilişki içerisinde olduğumuz her fabrikada NATO Zirvesi’ni gündem haline getirmek, bu vesileyle emperyalist saldırganlığı ve sermaye sınıfının emperyalizmle olan çıkar bağlarını ortaya koyan bir faaliyet düzeyi yaratmaktır. Ve elbette 7-8 Temmuz günlerinde olabildiğince işçiyi mesai günü olmasına rağmen Ankara’ya taşımayı başarmaktır.



