Emperyalizm, ne tek başına uluslararası tekeller aracılığıyla emeğimizin sömürülmesi ne de tek başına savaşlar ve katliamlar sorunudur. Dünyayı kendi çiftliği olarak gören bir avuç asalağın kendi çıkarları için her türlü insanlık dışı davranışı kendileri için hak olarak gördüğü bir barbarlık çağıdır. Bu barbarlık düzenine karşı her alanda mücadeleyi yükseltmek önümüzdeki dönemin en temel sorumluluğudur.
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleşecek 2026 yılı NATO Liderler Zirvesi’ne sayılı günler kaldı. Zirve yaklaştıkça hız kazanan tartışmalar ve yapılan hazırlıklar, emperyalistlerin ve onlara hizmet etmekte sınır tanımayan yerli işbirlikçilerinin zirveden beklentilerini ve zirvenin ardından emekçi halkları bekleyen sorunları bugünden tüm ağırlığıyla gözler önüne seriyor.
NATO’nun ne bizleri ne de dünyanın herhangi bir coğrafyasında yaşayan halkları koruyan bir şemsiye, bir “güvenlik” örgütü olmadığını; tam tersine ABD’nin dünya hegemonyasını koruma ve kollama amacı taşıyan emperyalist bir savaş makinası olduğunu her fırsatta hatırlatıyoruz. Görünen o ki, 2026 Zirvesi’nde de emperyalistler arası çelişkiler, bu çelişkiler içinde ABD başta olmak üzere NATO’da bir arada duran batılı emperyalist devletlerin çıkarlarının nasıl korunacağını temel gündem maddesi olacak.
Emperyalistler arasında kızışan rekabetin ve derinleşen çelişkilerin ise dünya halkları için ne anlama geldiğini 20. yy’ın iki büyük yıkıcı savaşından tüm çıplaklığıyla ve acı hatıralarıyla biliyoruz. Emperyalizm, zaten dünyanın dört bir yanına yayılan bir yağma ve talan politikası demekken, kendi aralarında kızışan rekabet her defasında dünyayı topyekûn yıkıma sürükleyen bir savaşlar dönemi anlamına geliyor. Ve açık ki, onlar tüm hazırlıklarını bu yıkım dönemi için yapıyorlar.
Üstelik mesele yalnızca savaşlar ve bu savaşların yol açtığı yıkımla sınırlı değil. Emperyalist-kapitalist sömürü düzeni, savaş politikalarını tek tek ülkelerde ancak baskı ve zorbalığı derinleştirerek sürdürebilir. Böyle dönemlerde sömürüyü daha da ağırlaştırmak, her türlü hak arama mücadelesine ve demokratik talebe azgınca saldırmak egemenler açısından bir tercih değil, zorunluluktur. Saray rejiminin yıllardır dozunu artırarak sürdürdüğü saldırıların NATO Zirvesi öncesinde ulaştığı boyut da önümüzdeki dönemin ne kadar zorlu geçeceğinin göstergesidir. Önce Ankara’yı NATO Zirvesi için adeta bir açık hava hapishanesine çeviren iktidar, şimdi de bu uygulamaları zirve süresince ülke geneline yaymaya hazırlanıyor. Buna, zirve günlerinde gerçekleşebilecek protestoları engellemek amacıyla yürütülen haydutça operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalar eşlik ediyor.
Diğer yandan iktidarın, emperyalist efendilerini en iyi şekilde “ağırlamak” için yürüttüğü hazırlıklar var. Gecekondu mahallelerinin bariyerlerle görünmez hâle getirilmeye çalışılması, konvoy güzergâhındaki binaların alelacele boyanması, mazgallardan kaldırımlara kadar yapılan düzenlemeler; yıllardır emekçilere reva görülen yaşam koşullarıyla, emperyalist efendilere şirin görünmek uğruna sergilenen “vitrin” arasındaki derin uçurumu bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu hazırlıkların faturasının da her zamanki gibi milyonlarca işçi ve emekçiden toplanan vergilerle karşılandığını ise ayrıca hatırlatmaya bile gerek yok.
Dolayısıyla, zirve sonrası dönem sınıflar arası uçurumun daha da derinleştiği, baskı ve zorbalık politikalarının tırmandığı, emperyalistlerin çıkarları uğruna ağır yıkımların gündeme geleceği bir dönem olacaktır. Bu döneme, bugünden, bu bilinçle hazırlanmak gerektiği açıktır.
Emperyalizm, ne tek başına uluslararası tekeller aracılığıyla emeğimizin sömürülmesi ne de tek başına savaşlar ve katliamlar sorunudur. Dünyayı kendi çiftliği olarak gören bir avuç asalağın kendi çıkarları için her türlü insanlık dışı davranışı kendileri için hak olarak gördüğü bir barbarlık çağıdır. Bu barbarlık düzenine karşı her alanda mücadeleyi yükseltmek önümüzdeki dönemin en temel sorumluluğudur.