Sendika bürokratlarının NATO sessizliği

Bugün kölelik koşullarına mahkûm edilen işçi sınıfının sermaye düzenine ve onun göbekten bağlı olduğu emperyalizme karşı mücadelesinde kazanması için Amerikancı-devlet güdümlü sendikal bürokratik çarkın kırılması, işçi sınıfının bu düzeni aşması gerekiyor.

Emperyalistlerin savaş örgütü NATO’nun zirvesi 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek. Önümüzdeki süreçte dünyada ve bölgemizde yeni savaş ve saldırganlığın planları yapılacak.

Dünyanın kan gölüne çevrilmesi anlamına gelen bu planlara karşı günlerdir bu ülkenin ilericileri, devrimcileri, onurlu emekçileri seslerini yükseltiyor. Gözaltılara, tutuklamalara, baskı ve yasaklara rağmen “Haydutlar zirvesine geçit vermeyeceğiz” demeye devam ediyor. Geniş toplumsal kesimler NATO’ya karşı tepkilerini ortaya koyarken, milyonlarca işçiyi temsil etme iddiasındaki sendikaların tepesinde bulunan bürokratlar ise sessizliğini koruyor. Geçmiş mücadele mirası ve birikiminden gün geçtikçe uzaklaşan DİSK’in cılız düzeyde yaptığı basın açıklamalarını saymazsak, Hak-İş ve Türk-İş Konfederasyonları’nın başındaki bürokratlar ne NATO’nun savaş planlarına ne de keyfi baskı ve zorbalığa dair ağızlarını açtılar.

Ancak bu tabloda şaşılacak bir şey yok. Türk-İş yönetimi, sermaye sınıfının işçi sınıfı içindeki kolu olduğu gibi aynı zamanda Amerikancıdır da. Zira, bizzat emperyalistlerin, somutta ABD’nin yönlendirilmesiyle kurulmuş ve sonrasında da bu bağlılık ilişkilerini sürdürmüş bir yapıdır.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD emperyalizmi “komünizm tehdidi” gerekçesiyle Truman Doktrini adı verilen dış politikası kapsamında çok sayıda ülkeye mali ve askeri destek adı altında müdahalelerde bulundu. Türkiye’nin de emperyalizme bağımlılığı bu süreçle birlikte daha da güçlendi. Bu politikanın parçası olarak Marshall yardımlarıyla ülkeye yoğun bir yabancı sermaye girişi yaşandı. Uluslararası sermaye ve onların yerli işbirlikçileri alabildiğine zenginleşirken, Türkiye’de işçi ve emekçilerin payına ise ağır sömürü koşulları ve derin bir yoksullaşma düştü.

ABD emperyalizmi, uluslararası sermayenin ve kendi hegemonyasının güçlenmesi politikalarının parçası olarak, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gün geçtikçe serpilen sınıf hareketini ve toplumsal mücadeleleri dizginleme hedefi güdüyordu.

Bu nedenle 1952 yılının şubat ayında, Türkiye’nin NATO’ya girmesinden birkaç ay sonra Türk-İş’in kurulması tesadüf değildir.

Özellikle 1946 yılında, Türkiye işçi sınıfının içten içe kaynaması ve sol hareketin yeniden filizlenmesinin ürünü olarak çok sayıda bağımsız sendika kurulmuştu. 6 ay içinde bağımsız sendikaların kapatılmasının ardından dönemin siyasi iktidarı, “sınıf esasına dayalı” sendikaların kurulmasını engellemek ve sendikalar üzerinde tahakkümü artırmak için 1947 yılında 5018 sayılı Sendikalar Kanunu’nu çıkarmıştı.

Ancak, sınıfın nicel olarak görece büyüdüğü, tabandan örgütlenme ve mücadele arayışının arttığı bir dönemden geçiliyordu. Sermaye iktidarı sendikal örgütlenmeyi ortadan kaldırmanın eskisi gibi kolay olamayacağı düşüncesiyle devletin doğrudan kontrol edebileceği sendikalar kurma yoluna gitti. İşte Türk-İş tam da düzenin bu ihtiyacının ürünü olarak, bu dönemde var olan federasyon ve işçi sendika birliklerine dayanarak 1952 yılında kuruldu.

Türk-İş’in kuruluş sürecinde CIA özel bir rol oynarken, Türk-İş ve bağlı sendikaların yöneticileri de Amerikan sendikacılığı doğrultusunda şekillendirildi. Çok sayıda sendikal kadro, doğrudan ABD’ye gönderilerek ya da Türkiye’de Amerikalılar tarafından eğitildi.

Kuruluşundan günümüze kadar ABD ve devlet güdümlü olan Türk-İş, her fırsatta bu uğursuz rolü oynamaya devam etti. Amerikan emperyalizmine ve sermaye sınıfına sadakatinin ürünü olarak, yeri geldi 12 Eylül darbesinin ardından kurulan cunta hükümetine Çalışma Bakanı verdi, yeri geldi yükselen sınıf hareketinin önüne dalgakıran olarak dikildi.

Bugün kölelik koşullarına mahkûm edilen işçi sınıfının sermaye düzenine ve onun göbekten bağlı olduğu emperyalizme karşı mücadelesinde kazanması için Amerikancı-devlet güdümlü sendikal bürokratik çarkın kırılması, işçi sınıfının bu düzeni aşması gerekiyor.