Savaşa değil emekçilere bütçe!

İşçi ve emekçiler olarak, kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini ve emeğimizi savunmak için, NATO’ya ve savaş bütçelerine karşı çıkalım. Dünya çapında ve özellikle yanı başımızda Ortadoğu’da yeni savaş hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın!” talebiyle birlikte “Savaşa değil, emekçiye bütçe”, “eğitime bütçe” ve “sağlığa bütçe” taleplerini güçlü bir şekilde yükseltelim!

NATO Zirvesi, gözaltı, tutuklama terörü, her türden zorbalık ve Ankara’nın günler boyunca açık hava hapishanesine çevrilmesinin ardından geride kaldı.

Emperyalistlere hizmette kusur etmeyen saray rejiminin Trump’ın övgüleriyle, silah ticaretinden alınan paylarla, NATO’da misyonunun daha da artacağı iddiasıyla havasından geçilmezken, zirvenin dünya halkları ve emekçiler için tek bir anlamı var. Dünyayı ve bölgeyi yıkıma sürükleyecek yeni savaş ve saldırganlık kararlarının alınması ve bunun için silahlanma seferberliği yapılması…

Bu savaş seferberliğinin ekonomik faturası ise bir hayli kabarık. NATO üyesi ülkelerin askeri harcamaları 2009’dan beri en yüksek seviyeye ulaşmışken, bunların daha da artırılması planlanıyor. NATO’nun 2026 yılı için toplam “savunma” bütçesinin 1,8 trilyon doların üzerine çıkması hedefleniyor. Bir önceki Lahey zirvesinde tüm üye ülkelerin savunma harcamalarını 2035 yılına kadar milli gelire oranla yüzde 5’e çekmesi hedeflenmişti. Bu karar Ankara zirvesinde yeniden teyit edildi. Saray rejimi kraldan çok kralcı davranarak, bu hedefe 2030 yılında varmayı hedeflediklerini söyledi. Bu, bugün Türkiye’nin “savunma” harcamaları 30 milyar dolar iken, bu miktarın 75 milyar dolara çıkması demek. Yani halkın en temel gereksinimleri (eğitim, sağlık vs.) için ayrılan bütçeden çok daha fazlasının silahlanmaya ve savaşa ayrılması demek.

Ekonomik krizin derinleştiği, yoksulluğun arttığı, asgari ücretin açlık sınırının altına çekildiği, milyonların yaşam savaşı verdiği bu tabloda sermaye iktidarı “savunma” adı altında “savaş” ekonomisi politikası izliyor.

Bu kadar yüklü bir faturayı bugün olduğu gibi önümüzdeki süreçte de emekçiler ödeyecek. Savaş harcamalarına bütçe ayırmak için vergiler daha da artacak, ücretler baskılanacak, gıda, ulaşım, barınma vs. en temel kalemlere zamlar yapılacak. Özetle savaş ekonomisi için emekçilerin ekmeklerine çökülecek!

Hal böyleyken pek çok işçi arkadaşımız, iktidarın propagandasının ürünü olarak NATO’yu, bizzat sorumlusu olduğu savaşlarda “savunma” gücü olarak düşünebiliyor ya da NATO’ya dair politikaları kendi yaşamı dışında görebiliyor. Ancak bilinmelidir ki, NATO ve son zirve ile daha da pekiştirilen savaş ve saldırganlık politikaları biz işçilerin yaşamını doğrudan etkiliyor. Emperyalist-kapitalistlerin çıkarları ve silah tekellerinin kârları için verilen savaşların bedelini önce canımızla, ardından emeğimizin sömürülmesi ve ekmeğimizin küçülmesiyle ödüyoruz.

İşçi ve emekçiler olarak, kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini ve emeğimizi savunmak için, NATO’ya ve savaş bütçelerine karşı çıkalım. Dünya çapında ve özellikle yanı başımızda Ortadoğu’da yeni savaş hazırlıklarının yapıldığı bir süreçte “NATO’dan çıkılsın, üsler kapatılsın!” talebiyle birlikte “Savaşa değil, emekçiye bütçe”, “eğitime bütçe” ve “sağlığa bütçe” taleplerini güçlü bir şekilde yükseltelim. İşyerlerinde bu taleplerle mücadele için arkadaşlarımızla yan yana gelelim. Sendikalarımızı bu talepler için harekete geçmeye zorlayalım. Toplumsal muhalefetin savaş politikalarına ve savaş bütçelerine karşı verdiği mücadeleye omuz verelim. Dünyayı kan gölüne çevirmek isteyen barbarların savaş ve saldırganlık politikalarına emeğimiz ve geleceğimiz için geçit vermeyelim!