Sermaye iktidarı, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin örgütsüzlüğünden güç alarak pervasızlıkta sınır tanımıyor. Kazanılmış haklar gasp ediliyor, saldırılar tırmandırılıyor. Ekonomik krizin tüm yükünü omuzlamakla karşı karşıya bırakılan işçilerin, emekçilerin, emeklilerin yoksulluğu ise alabildiğine ağırlaşmış bulunuyor.
AKP iktidarı, 7-8 Temmuz’da gerçekleşen NATO Zirvesi’nde “itibardan tasarruf olmaz” anlayışıyla 12 milyar liralık masraf yapmaktan çekinmedi. Ve bu zirvede emperyalist şeflerine, “savunma” adı altında silahlanmaya ayrılan payın dört yıl içinde milli gelirin yüzde 5’i oranına çıkarılacağı sözünü verdi. Yani bugünün parasıyla 75 milyar dolara…
Zirveyi izleyen günlerde de bütçeden yılın ilk 6 aylık dönemi için 1 trilyon 480 milyar lira faiz ödemelerine ayrıldı.
Aynı günlerde milyonlarca emeklinin maaşı ise 3 bin 552 lira yapılan zamla 23 bin 552 TL’ye çıkarıldı. Sefaletle boğuşan milyonlarca işçi için temmuz ayında ara zammın sözü dahi edilmedi. Gerekçesi ise kaynağın yokluğu oldu.
Savaşa, silahlanmaya, yerli-yabancı tekellere, şirketlere, rantiyecilere gelince kaynak var… Sıra işçilere, emekçilere, emeklilere geldiğinde ise kaynak yok!
Burada çok açık bir sınıfsal tutum vardır. AKP-MHP iktidarı sermaye sınıfının iktidarıdır. Aldığı her kararda, attığı her adımda sermaye sınıfının çıkarlarını koruyup kollamaktadır.
Bizzat sorumlusu oldukları ekonomik krizin faturası da işçi ve emekçilere kesilmekte, kriz bahanesiyle sermayeye kaynak aktarımı devam etmektedir. Böylece bir avuç kapitalistin serveti artarken, milyonlarca emekçinin yoksulluğu ise daha da derinleşmektedir.
Son üç yıldır ekonominin dümeninde olan Mehmet Şimşek eliyle “enflasyonu düşürmek” adı altında izlenen “sıkı para politikaları” gereğince ücretlerin baskılanması sürdürülüyor. Böylece milyonlarca işçi açlık sınırının altında olan asgari ücretle yaşamaya mahkûm edilmiş bulunuyor. Bununla da yetinmiyorlar, işçi sınıfının örgütlü bir karşı koyuşunun olmamasından güç alan kapitalistler yine “bölgesel asgari ücret” uygulamasını gündeme getiriyorlar.
Son yıllarda IMF’nin yanı sıra kapitalist patron örgütlerinin ısıtıp ısıtıp önümüze getirdiği ve tepkilerden kaynaklı geri çekmek zorunda kaldıkları bölgesel asgari ücret uygulaması, iktidara yakınlığıyla bilinen MÜSİAD tarafından yeniden piyasaya sürülmeye başladı. Elbette emekçilere dönük her saldırıda olduğu gibi gerçekliğin üstünü örtmeye dönük propagandalar eşliğinde… Neymiş, bölgesel asgari ücretle birlikte “çalışanların alım gücü korunacakmış”, “istihdam artırılacakmış”, “sektörün rekabet gücü desteklenecekmiş”, vb., vb…
Süslü cümlelere ve türlü yalanlara başvuran kapitalistlerin tek bir hedefi var… Bazı bölgelerde ve sektörlerde ücretleri daha da aşağı çekerek maliyetleri düşürmek, böylece kârlarını artırmak…
Kapitalist patronlar arsızlıkta sınır tanımıyor, zaten genel ücret haline gelen ve açlık sınırının altında olan asgari ücreti dahi çok görüyorlar. Asgari ücret zammı döneminde bazı bölgelerde zam yapılmasını engellemek istiyorlar. Ve bunu da zamanla genel ücret haline getirmenin hesabını yapıyorlar.
Öte yandan düşük ücretleri işçi sınıfının tepesinde bir sopa olarak kullanıyorlar. İşçilere ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyi hedefliyorlar.
Sermaye iktidarı, işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin örgütsüzlüğünden güç alarak pervasızlıkta sınır tanımıyor. Kazanılmış haklar gasp ediliyor, saldırılar tırmandırılıyor. Ekonomik krizin tüm yükünü omuzlamakla karşı karşıya bırakılan işçilerin, emekçilerin, emeklilerin yoksulluğu ise alabildiğine ağırlaşmış bulunuyor.
Bu tabloyu değiştirmek, sermaye iktidarının kapsamlı saldırılarını püskürtmek için tek seçeneğimiz birleşmek, örgütlenmek ve mücadele alanına çıkmaktır. Unutmayalım ki, üzerimizdeki ölü toprağı atmadığımızda, birleşip kenetlenerek mücadeleye atılmadığımızda kölelik zincirlerimiz daha da kalınlaşacaktır. Çocuklarımıza ise bugünkünden daha kötü koşullar miras kalacaktır.