Soykırımın pençesinde bir halk direniyor!

1982’den 2023’e, oradan 2026 Ağustos’una… Sabra direnç sembolü olmaya, İsrail siyonizmi katliamlarına, emperyalist-kapitalist dünya ise ikiyüzlülükle izlemeye devam ediyor.

Geçtiğimiz günlerde Gazze’de gerçekleşen bir cenaze töreni düştü haber sitelerine. Katar katar dizilmiş Filistin bayrakları peşi sıra gömütlüğe gidiyordu. Yapılan açıklamalara göre 112 can toprağa verilecekti. Bunun için tam 3 yıl beklenmiş, Hasayine ve Ebu Şeria ailesinden genç, yaşlı, kadın, çocuk tabutta yerini almıştı. Soykırımcı İsrail çetesinin 22 Kasım 2023’te Gazze’nin güneyinde, Sabra Mahallesi’nde gerçekleştirdiği saldırılarda ölmüşlerdi ve parçalanmış insan cesetlerine, yıkılan binaların altındaki ölü çocuklara ancak ulaşılabilmişti.

3 yıl sonra, bugün bir halk ölülerini ancak gömebiliyordu. 40’ı çocuk, 38’i kadın, 7’si engelli… Cenaze töreninde aile adına yapılan açıklamada 267 kişinin toprağa verildiği ve 41 kişinin hâlâ kayıp olduğu duyuruluyordu. Geriye kalan herkes ise yok olmanın, kırıma uğramanın, buna rağmen yaşamanın ağırlığını boynunda bir zincir gibi taşıyarak yürüyordu.

“Soykırım” kelimesini tarih kitaplarında, akademik makalelerde, romanlarda görerek değil, bizzat yaşayarak, hissederek, yaşanılan zulmün buz kesmiş gerçeği olarak yaşıyor insanlık… 

Sabra, Arapça’da kaktüs demek. Çorak topraklarda, susuzluğun ve yakıcı güneşin ortasında, en ağır koşullara rağmen kök salıp yaşamayı sürdüren bir bitki… Belki de bu yüzden Filistin halkının hikâyesini anlatır Sabra: Her koşulda tutunmak, yaşamak ve direnmek.

Belki de Gazze’nin güneyindeki Sabra Mahallesi adını buradan alıyordur. Sanki adıyla birlikte dünyaya şöyle sesleniyordur: “Filistin burada. Yaşıyor ve yaşayacak.”

Tıpkı Beyrut’taki Sabra gibi…

İsrail’in Filistin topraklarını işgali çok eskiye dayanır. 1948’den 1967’ye uzanan işgal ve saldırılarda göç etmek zorunda kalanlar Lübnan’a, Beyrut’a sığınır. Sabra Filistinli mültecilerin kampıdır. Yapılan anlaşma sonucu Filistin’in kurtuluş örgütü gerillaları bu kamplardan ayrılır ayrılmaz katliam başlar. ABD deniz piyadeleri, Fransız ordusu mülteci kamplarının “güvenliğinden” sorumludur sözde. Ancak 16 Eylül 1982’de emperyalist-siyonist güçlerin gözetiminde sağcı milisler kampa girer ve 18 Eylül’de arkalarında 3 bin Filistinlinin cesedini bırakarak çıkarlar.

Dünyanın gözü önünde, tartışmaya mahal vermeyecek açıklıkta bir katliam gerçekleşir.

İsrail’in o dönem savunma bakanı olan Ariel Şaron, “Beyrut Kasabı” unvanını böyle alır. Ödülü ise bir gün İsrail başbakanı olmak olur.

1982’den 2023’e, oradan 2026 Ağustos’una… Sabra direnç sembolü olmaya, İsrail siyonizmi katliamlarına, emperyalist-kapitalist dünya ise ikiyüzlülükle izlemeye devam ediyor.

Ama unutulamayan, yok edilemeyen bir şey var!

Açlığa, susuzluğa, katliama karşı Sabra direnecek!

Ayağa kalk ey insanlık!

Baskıyı, zulmü, soykırımı yaşayabilmenin tek yöntemi olan kullanan bu düzeye başkaldır!

Sabra direncin sembolü olarak bunu söylüyor, buna çağırıyor!